Views From Linköping

Tuesday, January 29, 2008

Ne kadar uzun zaman oldu buraya yazmayalı! Ama şimdi güzel bir gerekçem var yazmak için. Bir kaç gün içinde Linköping'e ve de İsveç'e veda ediyorum. 1,5 yıllık master eğitimim ve dahi İsveç maceram nihayetlenmek üzere. Aldığım derslerden, yaklaşık 4 ay hemen hiç aralıksız üzerinde çalıştığım tezimden arta kalanlar bir yana, beklentilerim dışında olan bambaşka şeylerle ayrılmak üzereyim. Burada bulunduğum zaman zarfında tecrübe ettiklerim, düşündüklerim vs. dair bir sürü şey yazılabilir belki ama benim içimden kısa cümleler geçiyor. Buraya alışamamış olmak mesela. Hep bir eksiklik hissi. Bir arkadaşın deyimiyle, belki 'şiar' eksikliği belki de sırf havası, suyu, kimbilir... Deli sınanmalar sonra. Hep de tam, "işte bu defa öğrendim, biliyorum" denilen noktalarda sıtma gibi yaka paça deviren sınamalar. Evet belki benim kişisel nazarımla daha da büyüttüğüm ama neticesindeki aydınlanmaya her eza dakikasının sonuna kadar değdiği sınanmalar. Tabi böyle düşünmem bir başka düşüncemin (ya da inancımın) ön varlığına binaen. Ön kabul: "Allah abes işlemez, yeter ki biz boşluğa bakar gibi alemi seyretmeyelim!" Sonrası hep sorular. Ve de cevap kırıntıları. Cevap Kırıntıları: Çabalamayı öğrenen ama hikmetin sınırlarına tecavüze yeltenen benlik! Cüzi irade ile küllinin sınırlarının cetvelle ölçümüne yeltenen ahmak benliğe bir haykırış; 'tevekkül' ve sonra bir başkası; 'el-hayr'. Dudaklardan sık sık döküldüğü halde öze yerleşmedikçe pek bir anlam ifade etmeyen terim olarak 'hayırlısı'. Duaları katıksız dil ve gönül ile edip olan biteni akıl terazisine vurma yanılgısı. (Neden yanılgı olsun ki? diyen uyuz kısma bir cevap yetiştirme çabası daha sonra; belki tüm geçmiş ve gelecekle içiçe geçmiş olaylar örgüsünü anlayıp netice çıkaracak durumda isen tabi buyur!) Sonra sabır gerekliliği -hem de ilk çarpışta- ve sonra revize edilmiş dualar. 'Improvement in prayer!' Sonra nefretten sıyrılış ki şu soruyu defalarca sormuş olmanın neticesi oluşan; "kızgınlık yanlışa mı, insan(lar)a mı?" (Al bir uyuz ses daha: yanlış, kişilerden bağımsız mı ki? El-cevap; öyle olsa bile daha uygun olanı ilki değil mi? İkincisi uzun vadede ne kazandırıyor? Hem belki de bu ikincisi bir başka şeye yol açıyor; benzer yanlışlardan önce, yanlışı yapanlara benzer olanlara genel kızgınlık. A, B'yi işliyor. Bütün B'ler yanlış sonuca değil de bütün A'lar hatalı gibi bir sonuca varılıyor o zaman. Neyse...) Sonra nimetler. Ama hemen fark edilemsi gereken husus; bunlar da sınanmadan ari değil! İlkin şükür ile. Aaaa, bir hipotezin ispatı! Hipotez İspatı1: "Mümin başak gibidir, fırtınayla eğilmez, kalkıp şükretmeyi bekler." En son merhalede bir nihai sonuç arayışı. Nihai Sonuç: Aslında herşeyin de başlangıcında olana dönüş, bir 'circle'. Vahdet. İstekleri, bilinmezlikleri, üzüntüleri, sevinçleri, umutları ve en mühimi nefsi en milimetrik süzgeçte elemek, vahdet süzgeci. İstediklerin ne derece O'nun rızasına yönelik, üzüntülerin mutedil mi nisyankar mı, sevinçlerin aşırı mı şükürlü mü... soruları etrafında şekillenen vahdet. Bir başka hipotez ispatı olabilir mi? Hipotez İspatı2: "O'nu bulan neyi kaybeder, O'nu kaybeden neyi bulur!"
...
Bana yine bir hicret gözüküyor. Maddi ve yatay olan hicrete derinliğine olan aklın hicreti, hikmeti algılayabilmenin katık olması şimdiki en büyük duam. Tabi bir de İsra 80 var: "Rabbim! Gireceğim yere doğruluk ve esenlikle girmemi sağla. Çıkacağım yerden de beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar." Öyle gözüküyor ki bir sonraki durağım Sarajevo olacak. Garip gelebilir ama benim uzun seneler düşümdeki yer idi. İşte şimdi fırsatım da var. Bana yalnızca ve dahi yalnızca denemek düşer. Sonu, hayırlı ola inş.
...
Son olarak, bu dönem baya dinlediğim bir şarkının link'ini ekleyeyim. Cem Adrian (Ben Geldim):
"Yürüdüm yürüdüm çok yollardan geçtim ama inan çok büyüdüm. Düşündüm düşündüm sebebini bulamadım neden neden neden çok üzüldüm? Şimdi, aç kapını lütfen,çünkü ben geldim. Çok üşüdüm, çok soğuk yerden geldim. Bana biraz gülümser misin?... Simsiyahların içinden sana karbeyaz geldim. Beni biraz sever misin?... Üstüm biraz tozlu, yolda çok düştüm geldim. Ellerim çizik üzgünüm, dikenliklerden geldim. Kalbim paramparça ama sana topladım geldim. Bir bilsen neler yazdım, hepsini yaktım geldim. Annemi bıraktım sana, kimsesiz geldim. Çocukluğumun söküklerini dikebilir misin?... Kendime devdim! devdim! devrildim geldim. Kardım, buzdum eridim, erittim geldim. Aşkı sırtıma aldım, taşıdım, evladım dedim. Açtım, soldum, sarardım geldim. Yandım, söndüm, kül oldum geldim. Ellerinle ellerime su dökebilir misin? Yüzüme vurdu rüzgar yağmuru, daha çok dedim. Yağmur carptı kendini bana, "bu yetmez" dedim. Kırılmış kanatlarıma birkez dokunabilir misin? Taştım, dağdım, kum oldum geldim. Camdım, kayaydım, tuz buz oldum geldim. Beni Tanrı'ya tekrar inandırabilir misin?" Belki şarkılar en çok, hissedileni, düşünüleni yansıttıkları için sevilir. Belki bu da öyle ama farklı aynı zamanda. Çünkü bir sözde iki algılayışı yansıtıyor. Bir benden, bir ondan. Bir ondan bi benden...
Not: Beni bizatihi tanıyan arkadaşlar için; 31 ocak akşamı Istanbul'dayım inş. Sevgili Turkcell son aldığım 538'li numarayı kapatmadı ise onu kullanıyor olacağım. Yazın evlenip de halen ziyaret edemediğim arkadaşlara dönüşümlü turlar düzenleyeceğim inş. Çıkınlar hazır ola :)

Labels: