Views From Linköping

Monday, May 21, 2007

Eğer bu satırları okuyorsanız yazılıp yazılıp silinen cümlelerin akıbetinden kurtulabilmiş demektir okuduklarınız. İkili şıklar sunuyor gibi bu durum yine bana: ya çok şey var zihninde ve de toparlayamıyorsun ya da hiçbir şey yok saçmalamak istemiyorsun. Hadi ilki olsun bari de zihnimizin işletim kapasitesini temize çıkaralım. O halde ispat? Buyrun...
....................................................
Hatırlıyor musun, "Rien Ne Vient De Rien" diye not düşmüştük kısaca buraya bir vakitler? Meraklı arkadaşlardan biri de sormuştu nedir bu diye. Vaktidir diyelim o halde biraz daha bahsetmek için. İlginçtir ki bu cümleye Hamdi Yazır efendinin tefsirini okurken denk geldim. Nedir ne değildir diye bakınırken aynı başlıkla hazırlanmış bir fotoğraf kompozisyonuna rast geldim nette. Ve de birazcık resim-fotoğraf hastası olduğum için pek bir sevindim. Raphael Denis'e ait ve de yukarıdaki Fransızca cümleden tercüme ile "Nothing Comes From Nothing" adını taşıyan bu kompozisyon için tıklayınız. Peki aslında cümlenin kullanılma bağlamı ne idi? Adım adım gelişmeyi, olgunlaşmayı ve de terbiyeyi imliyordu. Terbiye? Hı hı... İnsancıl sorunsal! Yaşadığı devirde anlaşılamama sancısı çekip tüm yazdıklarını ateşe veren Ebu Hayyan et Tevhidi... "İnsan insanın sorunudur" diyen Tevhidi... Kendi kendimize sorun olmayalım diye Rububiyyet ile yardımını suran Tanrı imgesi... "Allah insanın umududur, insan da Allah'ın umudu" ve de iki öznenin diyaloğu diye tabir edilebilecek terbiye ile bağlantısı sonra... Ruhu olan herşeyin terbiye edilebilirliği, basitten mürekkebe uzanışı... Hadi dön başa bakalım! Herşeyin başı İNSAN tanımı, algısı... Siz nasıl bilirsiniz efendim insan evladını???
.......................................................
Filmlerini izlemekten zevk aldığım ve de "en beğendiğin yönetmen hangisi?" türünden sorulara kesin bir cevap verme durumunda kaldığımda adını vermeyi tercih ettiğim isim olan Danimarkalı Lars Von Trier ağır bir depresyonda imiş. Buna dair haberi okurken yalnızca "neden olabilir ki?" diye sorusu takıldı kaldı aklımda, o kadar. Üstün körü bir "eh ne olacak öyle garip garip filmler çekerse olacağı budur!" yaşlı teyzem ağzı takınmaktan da çekindim. Fakat düşünmeden de edemedim ki "Karanlıkta Dans", "Dogville", "Manderlay" gibi filmlerini izlediğim bu yönetmen özellikle ilk iki filmden sonra beni de benzer bir havaya sokmuştu. Yani filmlerinde, daha da gerisinde kafasında, hissiyatında bir şeyler vardı ve de bunu çok çok iyi yansıtıyordu. Sanatçının hali bir başka oluyor işte de mi? :) İlginç olan bir nokta da şu ki, bu haberin altına yorum düşen vatandaşlardan biri Trier'in David Lynch ile irtibata geçip kendine gelmesini önermiş! "Mulholland Çıkmazı" denilen hayatımın en berbat ve anlamsız filminden sonra bu fikrin Trier'i daha da depresyona iteceğinden hemen hiç kuşkum yok.

Not1:
Adı geçen filmlerden Trier'e ait olanlar tavsiyemdir, fekat izledikten sonra bünyenizde meydana gelebileceklerden kendimi sorumlu tutmuyorum, biline...
........................................................
Bir de "Muz Savaşları" meselesi var bu araya dereye sıkışıveren ama ayrı bir yeri hak ediyor sanırım bu mesele. O yüzden şimdi bir şey yazmak istemiyorum da sedece diyebilirim ki güzel, sarı, ufak-tefek ve de tatlı bir muz deyip geçmemek lazımmış zira herşeyde olduğu gibi arkasında neler neler geçiyor aklım hayalim almadı. Ki, okuduğum sadece ufak hacimli bir kitap, konuya dair, o kadar!
........................................................
Müzik var bir de tabi hayatın gidişatı içerisinde. Yine hatırladın mı diye soracağım ki hani bir vakitler Cem Adrian'dan bahis eylemiştim epey bir. İşte yine onun sesi ve şarkıları eşlik ediyor bana bu ara bol bol. Bir şey, bir şey var ama ne??? Evet, belki de şarkılarının altına yorum düşen vatandaşlardan birinin dediği gibi gözlerindeki hüzün, her şarkıyı çok derinden okuyuşu... Klibini çok çok beğendiğim Sonbahar adlı şarkısı ve de klip çekmediği, canlı söylediği Sessizce adlı şarkısı... Bu ikincisi gürültülü bir ortamda söyleniyor da olsa şarkının sözleri o kadar güzel ki aktarmak istedim. Biraz da alıntı geçeyim buraya o halde:

hala saklı bir yerde o görmediklerin
o bilmediklerin, içimdeki acılar...
hala kaldı bir yerde o hissetmediklerin,
hiç sezmediklerin,
içimdeki aşk...

geçmişi hatırlatır...
hatırlatır bu yağmurlar...
bu yağmurlarda kaybetmiştim seni.
ve karanlığı hatırlatır...
hatırlatır bu rüzgarlar...
bu rüzgarlar alıp gitmişti benden seni.

ve şimdi sokaklar...
sokaklar yalnızlığa çıkar...
yıldızlar gökyüzüne...
gece olunca bişeyler çöker yeryüzüne
soğuk ıssız sessizce...

neden hep pencerede bekleyince daha çabuk gelir sanır o bekleyenler...
neden o kaldırımlarda yüzlerini göremediğim insanlardan biri sanırım seni sen bilmezsin...
bilmezsin nasıl olur insan
nasıl olur aysız gece yalnızken...
üsüdüğünü sanırsın aniden,
ağladığını duyarsın birinin içinde hıçkırarak sessizce..

ellerin... ellerin...
ellerin cennetimdi benim...
gözbebeklerinde kendimi görmek istedim...
istedim bir sabah...
güneş doğarken güneşe gülümsemek,
güneş batarken başımı omzuna dayayıp, kapamak gözlerimi dünyaya...
kapkaranlık bir gece saçlarin ellerimde,
ay ışığının ışığı yansırken kirpiklerinden yüzüme...
sabaha kadar yanında uyumak isterdim bir gece...
sessizce...


Sessizce adlı şarkısından alıntıladığım bu sözlerin en son kısmı favorim ama genel olarak çok çok hoş. Bir de klasik bir şarkıyı ekleyeyim son olarak; Odam Kireçtir Benim.
...........................................................
Artık ikna oldun değil mi zihnimin karmaşıklığına. Hadi bu kadar olsun bakalım.

Not2: Resim; F. Bacon -Head.

1 Comments:

  • At 5:11 AM , Anonymous Anonymous said...

    Yazılarınız harika.Yani her yazılıp birşeyler karalanmış makalede her şiirde bu uyumu bulmak kolay değil.Harika bir seviye yakalamışsınız.Okuyucuyla bir konuşma havasında yazdıklarınız ama aynı zamanda kelimeleri sıralama, birbiriyle uyum içinde cümleler, paragrafın anlamını bozmayacak bizi yazılara çeken ve merak uyandıran ifadeler.. Herkesin yapabileceği bir iş değil bu.Herkes yazar ama herkes harika yazamaz.Ara sıra benim d bir kaç cümle karaladığım oluyor.Ama okurken "Ne alaka?!" dediğim yerler gözden kaçacak gibi değil. Ben çok uzattım. Söz ustasının;söz sizin.Kısaca yazılarınız harika!Bayıldım..

     

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home