Views From Linköping

Thursday, March 01, 2007

Güya erken yatacaktım. Güya çok yorgundum ama, nerde... Neyse, en azından uyumak yerine bir şeyler paylaşıp öğreniyorum diye kendimi avutayım bari. Mart, baharın ilk gününün ilk saatleri diye düşünüyorum ama o kavramlar da göreceli sanırım. Neyse...

Neler dönüp duruyor etrafım(ız)da? İlk olarak kendi küçük dünyam; okulla haşır neşirlik devam ediyor malum. İlk olarak, karamsarlığa sürüklendiğim dersin hocasının ödevine, "bu ders ve okuduklarım beni çok karamsar yaptı" diye not düştüğümü hatırlıyorum, ne yapayım tutamadım kendimi :) İkinci olarak ise, geçen gün okula teşrif eden bir akademisyenin seminerinde yaşanan bir olay geliyor aklıma. Bay Scholte, "global demokrasi ve sivil toplum" başlıklı oturumu sunarken herşeyin müsebbibi olan ve yanımda oturan arkadaş, nam-ı değer Pavlo/Pasha, ile konuya dair ikinci oturum gibi bir şey başlatınca bölüm koordinatörümüz ve aynı zamanda tez danışmanım olan şahıs, G. G, bizi fark etmiş olsa ki bana kaş göz yapıp soru sormam konusunda ısrarlara başladı baktım uzaktan uzaktan. Kendimi büyük salon içinde öne arkaya kıvrılarak saklamaya çalışırken ve dahi "hıh, kurtuldum galiba" diye sevinirken araya girip ve bizzat bana dönüp, "bu arkadaşımızın bir sorusu var herhalde" demez mi? "Ben mi?" diyebildim ilkin. Zira, hayır, tabi ki sorum yoktu. Ve tabi olsa idi niye sormayayımdı ki? Asıl yanımdaki vatandaşın soruları vardı; "sivil toplum kelimesinin kendisi Batı orjinli değil mi zaten? Peki gerçekten ihtiyacımız var mı bunlara?" gibi. Ama nedense bana sormayı tercih ettiğinden ben rezil olduğumla kaldım tabi. Çıkışta da komedi devam etti çünkü program koordinatörümüz yanıma gelip utanıp utanmadığımı sordu, tabi ki utandığımı söyledim :) Bugünkü derste de düne dair atıfta bulunmayı ihmal etmedi kendisi. Hey ya Rabbim! Bunun dışında okumalar, kendimi evimde ve ailemle gibi hissetmeme sebep olan koridorumla beraber yaşamaklık, tek kız olduğumdan mıdır nedir el üstünde tutuyorlar beni :), ve dahi arkadaşlarla, İsveçlilerin dahi sıkıcı bulduğu bir grup olduk -ne güzel!-, vakit geçirmeler... Hamd diyeyim kısaca.

Diğer yandan ise ufak dünyamı da etkileyen dış dünya... Bir süre önce aklıma baya takılan, kendime de dert edindiğim bir konuya dair, kısaca "yeni neslin eğitimi" diyebiliriz sanırım, benzer kaygıların serzenişi ile gece uykum kaçtı. Çare düşün dendi, düşündüm de çık çıkabilirsen işin içinden. Düşüneceğiz bakalım, en azından ilk adımdaki karamsarlığı attım üzerimden. Bir diğer iç sıkıcı olay da, bitirdiğimiz derste de sık sık müşahede ettiğim üzere, devlet üstü deyip de kurulan ve deva diye görülen kurumların çıkmazına dair bir örnek daha ortaya çıkması; Bosna'daki olaylardan Sırpların aklanışı... Amaç, direkt karalama, oturulan yerden laf atma meselesi değil de eksiklikler bunca gün yüzüne çıkmış iken sıkıntının artışı sanırım. Zaten bu yüzden ödevime not düştüm sanırım. Tabi hocanın, "ağlayalım beraber o zaman!" dizelerini söylemesini beklemiyorum da, ne bileyim öyle işte...

Ama gece gece hasret kaldığım hususlarda yeni sesler duymak... Aynı kaygıları taşıyanlarla paylaşımda bulunmak, iyi geldi her şeyin üstüne. Sağolasınız canlar! Ama haftanın gazı şu güzel dua herhalde; "... my Allah richly bless you!" Ne güzel duadır bu. Üstelik çok da bir şey yapamadağım halde. Amin diyeyim yalnız, amin :)

Not: Fotoyu, ntvmsnbc'nin O an'lar serisinden buldum. Vapurda yolculuk yapan bir öğrenci, insanların işareti üzerine havaya bakınca Galata kulesi etrafında kuşların bu halini görmüş ve hemen deklanşöre basmış. Sonuç, harika bir O an! Yazık bana, kuşları o kadar takip ediyorum ama hiç böylesine denk gelemedim henüz...

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home