Views From Linköping

Thursday, February 15, 2007

Resim: Enerji (Sedat Kumova)

Neden 'hicret' denince aklıma (ve de genel olarak aklımıza) sadece Mekke'den Medine'ye göç etme hadisesi geldi ki bunca zaman? Bilmem... Alışılmış bilgilere tutunmaklık belki... Ama artık başka şeyler demek olduğunu da öğrendim, şükür. Hicret... Hariç, muhacere, tehcir kelimeleri gibi Arapça 'khcr'den geliyormuş. Ve de hayat, tamamiyle bir hicretmiş aslında. Nasıl yani? Varlık, sonsuzluktan hicret sonucu varlığa gelmiş; ontolojik hicret! Başka hicretler? Beynin, ruhun hatta mizacın hicreti sonra... Bedenin yatay hicretine karşılık ruhun dikey hicreti... Örnekler? Yunus'un hicreti mesela, Adem'inki sonra, Nuh'unki ve de Yusuf'unki... Tüm hicretlerin en zorlarından olan hicreti Yusuf'un; Züleyha'ya sırtını dönüp günahtan hicreti...

Nereden çıktı bunlar şimdi? İçimi tanıdık seslere açmak için elimden geldiğince takip etmeye çalıştığım bazı TV programlarından, ki bu yukarıdaki tespitler genel olarak M. İslamoğlu'na ait olanprogramdan, aldığım notları toparlıyordum zihnimde de oradan çıktı işte. Ama benim için asıl vurucu kısım şu idi: hicreti kaçıştan ayıran nedir? sorusuna, "herşeyinle 'ben bittim"'cümlesini kurduğun yer var ya oradan sonrası hicrete girer" mealindeki cevabın verilişi idi herhalde. Tüm birikmiş kaçmaklıklar kapıda beklerken ve belki de beni alıp götürmeyi beklerken uzunca bir süre, birden bum! Herşeyiyle bir hicret -dönüşüm, değişim, dinamiklik, hareket, basamak atlayıç, sıçrayış vs.- hissi şimdi içimi rahatlatan. Neyin hicreti? Ruhun, mizacın, gönlün ve belki de bazı düşüncelerin hicreti...

Kolay mı oluyor? Hiç kolay olmuyor. Uzunca bir süredir zayıf anınızı kollayan bilimum ses Pandora'nın kutusundan fırlayıveriyor. Savunmasız öylece kalıveriyorsunuz. Onlarca belki yüzlerce aykırı ses aynı anda; hepsi sizsiniz ve belki de hiç biri siz değilsiniz. Siz olarak söyleyecek sözünüz yok hiçbirine. Sadece dinliyorsunuz. Zaman zaman birine hak veriyorsunuz, zaman zaman bir diğerine. Kafanız ve içiniz daha da karışıyor. Hiç olmadığı kadar acımasızca saldırıyorlar hem. Ama dinlemeniz lazım hepsini biliyorsunuz. Yeni bir yol için, hicret için... Müdahil olamadığınız bu hal aylarca devam ediyor belki. Sonra? Karar veriyorsunuz; büyük bir yuvarlak masa toplantısı hepsiyle. İşin en zor kısmı bundan sonra; her birini tek tek tetkik etme, kimin neyi neden söylediğini, neyi neden savunduğunu dinleme bir bir. Ve de bunlar öyle kolay kolay yola gelmez, zor uzlaşılır sesler ya da tipler olduğundan belki on belki daha fazla aynı toplantıyı yapmanız gerekiyor. Ama kararlısınız. Hepsini toparlamaya, zapturapt altına almaya. Bu gücünüz var artık. Siz de belirlemişsiniz tarafınızı. Siz olarak hepsine karşı gerekçelerinizi, savunduklarınızı dile getirme gücünüz var artık. İçsel demokrasi mi? Pek sayılmaz. İçsel despotizm? O da pek sayılmaz çünkü bzılarından ilginç fikirler çıkıyor; kavga da etseniz, çekişseniz de size bir şeyler katıyor. Ama siz, tarafınızı belirlediyseniz! Sonrası? Bundan bir sonraki -umarım uzunca bir zaman sessiz kalırlar :)- toplu ayaklanmaya kadar bir sükunet. Aslında yaşantının her anında böyle ufak sarsıntılar ve de minik hicretler oluyor belki ama tüm iç dengenin değişmesine yol açanlar seyrek oluyor -iyi ki de öyle oluyor-. Ama neticesi mizaç hicreti, ruh hicreti. Bir sizden bir başka -umarım daha iyi- bir size... (Kendimle 2. çoğul şahıs ağzıyla konuşmayı neden bu kadar seviyorum acaba? Çok yüz göz olmayalım diye herhalde :) Hicret tadında başlangıçlar nasip eyle ya Rabbim! (Z1'im, bu sana özellikle :)

Müzikle neticelendireyim bu bahsi. İlki, Murat Yılmazyıldırım'dan... Yaklaşık 10 dakikalık nefis bir müzik ziyafeti... Hüzün Kovan Kuşu Gelmiş... İkincisi ise dağılan Düş Sokağı Sakinleri'nin diğer Murat'ı... Murat Çelik ve Seyyah'ı... Eee hicret üzeri iyi gider diye düşündüm. Gerçi kendisinin son konserlerinden birinde söylediği, ki o konsere gitmeyi çok isterdim, Ölüm adlı şarkısının linkini vermek isterdim ama suçu üzerime almak istemedim. Yani kendinizi gider ayak kaybetmenize yol açmak istemedim. Merka eden, eceline susayan:), varsa kendisi şey ediversin artık.

Not: Kardeşcağızım! Biliyorum bu ara böyle iç gevretici, ruh sıkıcı yabancı şarkılara takılıyorsun. Onların Türk versiyonu gibi bir şey bunlar da. Tebrik ettiğim doğumgününü bir de böyle ufakcana hediyelendirmek istedim. Güle güle dinle de tavsiyemdir; tok karnına olmak üzere günde 2 defası makbuldür. Fazlası fazladır!

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home