Views From Linköping

Saturday, February 03, 2007

Mola: Sizi, uygurca çözmek zorunda kalan bilimadamı hissiyatından; kendimi de uluslararası hukuk ve günlük meşgaleler arası ağırlaşan zihin yorgunluğundan kurtarayım hadi. Üzgünüm ki çok çok rahatlatıcı olabilme hususunda pek maharetli değilim. Haftalık 'iddia' kuponlarınızın doldurulmasına dair ip uçları verme, bir türlü beceremediğim safi gevezelik etme, Türkiye'de yeterince konuşuluyor olduğunu düşündüğüm bazı mevzular -Orhan Pamuk'un nobel ödülünü alışı, Hırant Dink cinayeti, İsmail Cem'in ölümü vb.- hakkında 3/5 satır kelam eyleme, muharrem ayı hasebiyle Türkiye'de yemeye başladığınızı düşündüğüm 'aşure' tarifi verme ve de başta kendime olmak üzere başat bazı konulara dair 'Güzin abla' kıvamına gelme gibi fiilleri gerçekleştiremeyeceğime dair önceden hazırlamak isterim sizi. Peki nedir bu molanın kapsamına giren?
  1. Rahatlama... Sınavlar, hazırlamak zorunda olduğunuz ödevler, okunması gerekenler, otobüste/yolda/iş yerinde/okulda karşılaşılan can sıkıcı olaylar, geçmişin özellikle de olumsuz hatıraları, gelecek kaygıları ve daha bilimum şey izin verin bir süreliğine çıkıp gitsin zihninizden.
  2. Dinlendirici eylem(ler)... Film izleme, alış-veriş etme, yürüyüş veya yemek yapma gibi alternatifler geliyor aklıma ki ben, hayrettir ki, bu sonuncusunu seçtim bu defa.
Öncelikle söylemek isterim ki yukarıda da resmi görülen ve görüntü olarak fena sayılmayacak, tadı oldukça iyi idi :), yemek bizatihi hakkımdaki yemek yapamadığım söylentilerine karşı güçlü bir delildir sanırım. Tabi, benim yaptığıma dair açık delil yok ama sözüme güveneceksiniz artık, ne yapalım! Üstelik daha da açık olsun diye tarifine vereceğim aşağıda. Ben ve yemek tarifleri??? Gidişat iyi değil sanırım. Ayrıca belirtmeden de geçemeyeceğim, bana ısrarla yemek tariflerinin çok pratik olduğu söylenen meşhur "portakal ağacı" adlı siteyi incelemiş ve de hayal kırıklığına uğramış bulunmaktayım. Çünkü sitedeki bazı tariflere baktıktan sonra içimdeki yaygın kanı şu idi: "ben bunları yapamam ki! Matematik problemi çözmek bilem daha kolay bunları anlayıp uygulamaktan." Ama görüldüğü gibi pes ettim mi? Nayır!

Tarife geçmeden belirteyim ki yemeği tamamen ben yapmış sayılmam aslında :) Tamam tamam başlamayın hemen, kandırıyor değilim. Yani birazcık yardım aldım sadece, birazcık. Çünkü bu yemeği daha önce sadece 1 defa yapmıştım. Ve de pek hatırladığım söylenemez. Neyse, malzemeler ve yapım aşamasına geçeyim; 'dolma'nın nasıl yapıldığı ve tadının nasıl olduğuna dair merakları olan 1 adet İsveçli -başka memleketten de olabilir tabi, hatta benim gibi bu tarz istekleriniz 40 yılın başı gelmiyorsa sizin içsel isteğiniz de kafidir-, malzemeleri alabileceğiniz 1 adet market -neler alacağınıza dair aklınızda bir şeyler olması tavsiyemdir yoksa bizim gibi ne alsak ne alsak diye rafların önünde dikelir kalırsınız- , yeme gücünüze paralel olarak dolmalık biber -yeşil, sarı, turuncu farketmez sanırım da biz yeşil tercih ettik; klasik yani-, pirinç -cinsi fark etmez sanırım, bakın ne kadar pratik öneriler getiriyorum-, soğan, dereotu -maydanoz mu idi yoksa? yok yok dereotu idi, eminim/son kararım-, domates, yağ, çanak-çömlek ve de ocak işte bir de.

Yapım aşamasına geçildiğinde ise pek bir şey bilmediğim 'dolmaların da pirinç karışımı gibi önceden ısıtılıp ısıtılmayacağı ya da ne kadar pirinç kullanmamız gerektiği' gibi zorlu sorular karşısında donup kalmamla ortaya çıkmış oldu tabi. Sonunda yaradana sığınıp göz kararı devam ettik . Yani bu bakımdan belirli bir ölçü veremeyeceğim üzgünüm. Herkes kendi göz kararına güvensin bir zahmet. Pirinç; dereotu, soğan -yemeğe acı biber koyulmasını engelledim ama soğan konulmasına engel olamadım maalesef :)- ve yettiğince -ne demekse?- su ile önce haşlandı. Ya biz Türkiye'de klasik yağ ile kuru yaparız pilavı da baktım sırf su ile daha hafif oluyor bence. Neyse, biberleri ön haşlama yapmama kararının ardından genişçe bir tencerenin içine 2 parmak kadar su koyup domates sosu, tereyağı ve de baharat ekledikten sonra pirinç karışımı ile doldurulmuş biberleri içine yerleştirdik. Ve de 45 dakika kadar sonra mutlu son! -bkz. foto- Şimdi yemeğin ne kadarının bizzat bana ait olduğu tartışılır ama 'şunu koyalım mı? ya da bunu?' gibi soruları başarıyla cevapladığım için katkımın büyük olduğu su götürmez gibi, hı?

Yemeğin üzerine kahve tavsiyemdir. Nasıl olur demeyin, kahve herşeyin üstüne gider. İddialıyım :) Tabi arzuya göre Türk kayvesi de olur. Fekat sigarasız lütfen! Nihayetinde ise dolma üstüne hangi şarkı gider diye düşünüyorum da Türk sanat musikisi iyi gider sanırım. Buyrun o zaman; Dönülmez Akşamın Ufku... Hüzünlü vs. demeyin, ne yapayım aklıma bu geldi işte. Siz başka şey de dinleyebilirsiniz tabi.

Eee hepsinin üzerine de güzel bir uyku.........

1 Comments:

  • At 1:52 AM , Anonymous Anonymous said...

    hafsa,
    bu biber biraz çiğ kalmış gibi görünüyor buradan.:))
    ama tebrik ediyorum yine de. yemek işine girişme cesaretin (hem de nasıl yapılacağını bilmediğin ancak nasıl yiyileceğini bildiğin bir yemeği yapma)başlıbaşına tekdire şayan.
    fakat can sıkıntını hep böyle yemek yapma denemelrine ayırırsan senden iyi aşçı çıkar. bu dediğime kendim bile şaşırıyorm ama sende ümit var cancağızım.
    (tüm yaptığın olmuş yada olmamış yemekler için afiyet bal şeker olsun,sıkışırsan haber et sarma gönderiverelim)

     

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home