Views From Linköping

Saturday, January 13, 2007

Eser: "Klasik Türk mutfağının gülü" by Hikmet teyzem. (Tabi bunlar, ben bu eserin tadına acıcık baktıktan sonraki hali :) Sarma stoğu yapıp İsveç'e getirmem yönündeki ısrarları ciddiye mi alsaydım acaba? Yani şimdi burda sarma yapmak kim, ben kim???

Evet, uzunca bir tatilin ardından -gerçi bana sanki göz açıp kapayıncaya kadar geçti gibi geldi ama neyse zamanın göreliliği vs. girmeye hiç niyetim yok yani- İsveç'te, Linköping'deyim yine. Burada pek bir değişiklik yok. Yalnızca koridordaki 3 kişi ülkelerine dönmüşler. Yerlerine 2 yeni eleman gelmiş. Ki biri Alman, diğeri ise Madagaskarlı -hey ya Rabbim, kalk ta Madagaskarlardan gel buraya. Ne işin var evladım? Senin ne işin varsa gülüm, onun da bir işi vardır herhalde de mi? Pardon yani!-... Ve ilginçtir, şu anda koridordaki tek XY kromozomlu vatandaş benim. Kız, kadın, hanım, bayan vs. ayrımları ile uğraşmaktansa böyle söylemek kolayıma geldi. Benim açımdan bir problem yok da onlar şanslarına küssünler diyeyim :) Bir de tabi geldiğim gibi kafamı kaldırmadan çalışmam gerektiği gerçeği var. Malum, o kadar gezince bütün herşey üst üste şimdi. Ziyanı yok; özellikle de öyle güzel bir mola verdikten sonra...

Gelip geçen döneme en çok yolculuklar eşlik etti herhalde. Burdan Stockholm, oradan Milan -valla havaalanından başka bir yer görmedim doğal olarak da ayaklarım değdi ya ölsem gam yemem :)-, oradan İstanbul, Manisa, tekrar İstanbul -şu İstanbul Manisa arası yolu otobüsle belki de 70. tepişim. Eh bu sayede epey hikaye de birikiyor tabi. Özellikle de yanıma nedense hep konuşmayı çok seven yaşlı hanım teyzemler denk gelince...-, tekrar Milan, tekrar Stockholm ve Linköping... Yolculuk yapmak çok ilginç bir şey gerçekten. Tek bakımlık yüzler ve görüntüler, tek duyumluk sesler... Aklımda ve gönlümde en yoğun kalan ne acaba? Sanırım ki çok çok özlediğim İstanbul'la kavuşmam bunlardan biri. Havaalanına indiğimde toprak olsa alanda eğilip öpecektim valla :) Geri dönmeden önceki son gün de onunla beraberdim. Hava muhteşemdi. Beşiktaş sahilde oturdum ve ne fal bakmak isteyen çingeneler ne de yurdum kıroları -hı bak özlemedeğim şeylerden biri bu. Bak ne güzel, burda kıro mıro yok. İsveç kırosu? Kulağa bile tırmalayıcı geliyor- keyfimi bozamadı. Hiç ayrılasım gelmedi. Hani sevgiliden ayrılmak zor gelir, son bir bakış diye durup bir daha bir daha bakmak istersiniz ya öyle hissettim. Durup tekrar tekrar bakmak istedim ona son bir kez. Bunu anlatmak zor da bu şehir benim için gerçekten çok özel. Hem de olumsuzluklara, aksiliklere, garipliklere ve çirkinliklere rağmen. Dünya da böyle bir yer değil mi zaten? Belki de İstanbul'u bu yüzden çok seviyorum; dünyanın ufak bir münyatürü olduğu, bana gerçeği her şeyiyle yansıttığı için. Kimbilir... Bir de geri dönerken Milan havaalanındaki bir manzara var aklımda. Hava sisli diye iptal edilen, rötara uğrayan seferlerin takibi ile meşgul kalabalığın arasında, benimle aynı aktarma yolunu kullanan Türk vatandaşlardan birinin ney-flüt karışımı bir aleti çalmaya başlaması. Bir de o esnada etraftaki tüm çocukların havaalanının yerlerini hummalı bir temizliğe başlamaları -yerlere yatıp yuvarlanmaları desek daha doğru olur tabi :)-... Cins mi ararsın, hepsinden bol bol var maşallah!
Tabi tatilde ailem ve arakadaşlarla geçirdiklerim de ayrı bir kefeye... Belki de geçirdiğim en güzel tatillerden biri idi; özellikle de tatile hiç bu kadar ihtiyaç duymamışken. Buna katkısı olan herkese çok çok teşekkürler...

Peki yolculuk bitti mi? Hiç biter mi? "Seyyah oldum şu alemde, niceler gördüm, anladım ki insan kalbine yolcu... Yalnızlık yolcusu gönlüm, bir garip seyyahım ama kendime göçerim" deyu inanınca bu seyyahlık hiç bitmez. Ellerine sağlık Murat Ç. üstadım, Allah seyyahlığımızı daim eylesin!

1 Comments:

  • At 3:00 PM , Blogger saruhan said...

    hey hafsiş biz sarma sarmadık diye bize aferin yok mü...

     

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home