Views From Linköping

Monday, November 13, 2006

Güne, İsveç ruhuna aykırı bir başlangıç yapmak -dersin hocası, herhangi bir mazeret belirtmeksizin derse gelmedi ve biz İsveç ruhunu söndürmemek adına 1 saat onu bekledik ama nafile- ve gayet klasik bir İsveç bitirişi -bu saatte, her yer sakinken ve ince bir yağmur altında şehirden dönmek güzel olur diye düşünürken kar yağmaya başladı ki bunda da herhangi bir terslik mevzu bahis değil; eğer görüş alanınızı sıfıra indiren bir gözlüğünüz ve de çalışma zamanlarında herhangi bir düzenlilik göstermeyen bisiklet ön ışığınız dolayısı ile ceza yeme korkunuz yoksa-... Demek ki bugün, kaosun bizi zor durumda bıraktığı durumları müşahede etmiş olduk :)
.....................................................................
Yaşamak nasıl gidiyor burada? Mesela;
Koridorumda: Koridorumuzun abisi -yaşı konusunda çeşitli rivayetler dolaşıyor ama iddia edildiği gibi 30 falan gibi durmuyor kesinlikle- Burundili Yves, hayata dair pratik bilgiler öğretmekle meşgul; "bu yemeğe bu kadar yağ kullanmasan daha iyi, bunları burada bekletsen daha iyi kızarırlar vs. vs.". Koridorun şu soyu karışık olduğunu düşündüğüm İsveçlisi Andreas bize her hafta harika paylar yapmaya, Pakistanlılar yapışık ikiz gibi dolaşmaya ve bana çok ilginç gelen Urduca atışmalarda bulunmaya, mutfağımzın düzeni açısından karar verdiğimiz kurallar acıcık sapmayla da olsa uygulanmaya -hangi gün benim çöp dökme günümdü ya? :)- devam ediyor. Koridorum tam bana göre denk gelmiş sanırım; genelde yaşları oldukça ufak ve ders çalışırken görüyorum onları ve de oldukça sakiniz, yani partiydi martiydi pek bulaşmıyoruz. İneğiz yani koridorca, sizin anlayacağınız :)
Okulumda: 3. dersimiz olan IPE (International Political Economy) sınıfta sıkıcı ve çekilmez, odamda ve makaleler ile kitaplar arasında kaybolduğumda ise oldukça zevkli... Sınıftaki kamplaşmamız ise kes(k)inleşmiş durumda. Alman-Fransızlar bir yanda, Ukrayna ve azınlıklar diğer yanda, Afrikalılar 'free' takılmakta... Üniversitede de aynı şey olmuştu. Yani belirli hiziplere bölünmüşlük... İnsanoğlu işte, ne çok seviyor ayrımlanmayı. Ben? Tarafsız bir bölge varsa ordayım sanırım ama Alman-Fransız ittifakından uzak olduğum açık. Hay ya Rabbim ya, insanlarla ilişkilerin böyle stratejik ilişkilere dönmesinden hiç hoşlanmıyorum. 'Game Theoretical' saptamalar mı lazım illa?
Etrafıma Dair: Sonbaharın harika manzarası gittikçe ortadan kayboluyor ama yine de güzel bir hava var etrafta. Özellikle İstanbul'da bazen nasıl bir şey olduğunu unuttuğum ağaç kokusunu duymak çok hoş. Kilometrekareye azıcık insan düşüyor ve de otobüslere... Yani ey yurdum insanı, gecekonduluk bol alan mevcut, haberiniz ola! Genelde herkes İngilizce konuşuyor ama etrafta İngilizce tek bir tabela vs. yok nerdeyse. İnş. İsveççe kursunun semerelerini bu alana tatbik edeceğiz vakit geçtikçe. Yani yine yurdum insanına -özellikle de tek kelime İngilizce bilmiyorken her yeri İngilizce kelimelerle donatan- ikinci bir duyuru olsun.
Genel olarak hayatım koridor ve okul ve bunların arasında kalan "etraf" alanlarında geçip gittiği için ana hatları ile böyle sanırım. Yani neticede, belki de her yerde olduğu gibi, Быть красив, хотя это трудно! (Var olmak, zor olsa da güzel!)
.................................................................................
"Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası sen bir İNSAN olursun oğlum..."
Nobel ödüllü edebiyatçı Rudyard Kipling'in bu şiirini çok severim, bana umut verir ve de insan olmanın -gerçek manada bir insan olma- ne derece zor bir zanaat olduğunu hatırlatır.

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home