Views From Linköping

Friday, October 27, 2006

Ohhh onca zaman sonra uyuyabilmek... Düşün düşün, oku oku, yaz yaz derken en son bir gecede "Gender in International Relations" kitabını okuma çabamın ardından artık nakavt olmuş olmalıyım ki dün gece tavuklar gibi -bu tabiri de hiç anlamamışımdır ya neyse- erkenden yattım ve uyku ile kavuştuk sonunda birbirimize. Gerçi teknik aksaklıklar olmasa daha çok uyumak isterdim ama buna da hamd olsun diyelim. Bundan sonraki uykusuzluk nöbetlerinde de yukarıdaki kitabı mı okusam acaba? Feminist ablamlar alınmasın; sıkıcı, uyku getirici demek istemiyorum yani estağfirullah da öyle işte aslında herşey erkek/kadın hiyerarşik ilişkisinin yansımalarıdır ve de herşey yeniden tanımlanmalıdır deyip 'power'dı, 'security'di sıralarken içi geçiveriyor insanın, hoş bir masal gibi geliyor herşey neyleyeyim. Zira belki de "all our try is to understand the feminism with masculine words and minds" yanılgısından ibaret herşey, kim bilir!
Bir önceki sayfada yazdığım İsveç gözlemlerimi buna bağlayacak olursam, niye bu kadar takınıklar bu konuya, fenimizme yani, diye düşünüyorum da henüz bir cevabım yok. Stockholm'deki seminerde, ülkeleri 'masculine' ve 'feminist' diye ayrımlayan bir çalışmadan bahsedildi de dünyanın en feminist yapılı ülkesi, şaşırtıcı değil, İsveç (miş)! En masculine olanı ise, Türkiye olduğu tahminlerim suya düştüydü bir anda -gerçi şimdi düşündüm de Alatlı'nın en çok vurguladığı husustur; Türkiye'nin anaerkil bir ülke olduğu da neyse bu mevzu da yaş şimdi-, Japonya (imiş)! Belki de İsveç'in bu konuya dair eskiden kalma acıları vs. vardır, bunu da kim bilir artık!
Dün bir arkadaş, Dücane Cündioğlu'nun bir yazısını gönderdiydi de çok hoşuma -doğru kelime bu galiba:)- gitti. Paylaşmak isterim ki bu arada, renklendirmeler bendenize ait, ne yapayım müdahale etmezsem içimde kalırdı :)
Kimse az-çok âşık olamaz!
Sevmek, hoşlanmak, beğenmek, arzulamak, tutku duymak, âşık olmak...
Hepsi de eş anlamlıymış gibi görünüyor bu sözcüklerin... Aralarındaki fark, derece farkı mı acaba, yoksa mahiyet farkı mı?
Bu soru'nun cevabını düşünerek bulamayız. Sözlüklere başvurmak da kâr etmez. Duyguları düşünerek analiz edemeyiz; okuma-dinleme aracılığıyla duygular arasındaki farkı anlayamayız; anladıklarımıza da muhatabımıza kavratamayız.
Peki ne yapmalı? Önce hissetmeli, sezmeli, bu ve benzeri duyguları sözlüklerde değil, kendimizde aramalı ve bulmalıyız. Kendimizde bulabiliyorsak ancak, bulduklarımızı tasnif edebilir ve birbirinden ayrıştırabiliriz.
- Ben filanı veya filan şeyi seviyorum.
- Yani?
- Seviyorum işte!
- Sevmek sözcüğüyle kasdettiğiniz nedir?
- Ne bileyim, seviyorum işte.
Bu diyaloğun ilerleyebilmesi için, tarafların sevme duygusunu bizzat nefislerinde duymuş olmaları, yani duygulanmaları şarttır.
Kişinin kullandığı sözcüklerin anlamlarını bilmesi yetmez; bu anlamı yaşaması da gerekir. Bu, tıpkı haz, lezzet, zevk ve saadet (mutluluk) sözcüklerini eşanlamlı olarak kullanmaya benzer.
Bir çocuk dondurma yediği için mutlu olduğunu söylüyorsa, onun mutluluk sözcüğünü yanlış olarak kullandığından aslâ kuşku duyamayız.
Sormak gerekir: Mutlu olmak ile ne kastediyorsun?
Cevaben kullanacağı şu cümleler arasında acaba bir 'fark' bulabilecek miyiz?
* Dondurma yemekten zevk alıyorum.
* Dondurma yemekten keyif alıyorum.
* Dondurma yemekten hoşlanıyorum.
* Dondurma yemek bana haz veriyor.
* Dondurma yemekten memnunum.
* Dondurma çok lezzetli.
Bazıları sürpriz yapıp pekalâ çok daha farklı sözcükler de kullanabilirler:
* Çok güzel bir dondurma!
* Bu dondurma gayet iyi.
Eskiden saadet, zevk, lezzet, haz, memnuniyet, keyif, hoşnutluk, güzel, iyi terimleri yerli yerinde kullanılırdı. Aslâ eşanlamlı olarak kabul edilmez, en çok yakın-anlamlı sayılırlardı. Bir müzik parçası için güzel veya iyi sıfatları kullanılmaz; o müzik parçasından –meselâ– hoşlanılırdı.
Haz sözcüğü kadîm Arapça'da 'pay' (kısmet) anlamına gelirdi. Zevk ise, Türkçe'deki tat karşılığında kullanılırdı. Kuvve-i zaika, herkesin bildiği “tat alma yetisi” demekti.
Haz almak, herhangi bir şeyin zevkinden/tadından pay almak demektir. Herhangi bir zevkin tamamı alınamayacağı için, “zevklerin/tatların tamamının tüketilememesi” anlamında haz sözcüğüyle o zevkin ancak bir kısmına ulaşılabileceği anlatılmak istenirdi. Kısacası, zevkin tamamı alınamaz, bilâkis o zevkten sadece haz (pay) alınabilirdi.
Niçin “maddî/bedenî hazlar”dan söz ediyoruz?
Çünkü maddî/bedenî zevklerden hissemize düşen pay sonsuz değildir, yani tüketilemez; yani zevklerin tamamına ulaşılamaz; zevkin ancak muayyen bir miktarı elde edilebilir. Zevk almak, zevkin bir kısmını almak demektir. Hâl böyle olunca, “haz alıyorum” dersem, o zevkin ancak belirli bir kısmına temas ettiğimi ifade etmiş olurum.
İlginç olanı şu ki: Herhangi bir zevkle temasımızın süresi uzadıkça, yani aldığım maddî/bedenî hazzın miktarı arttıkça, o zevk yavaş yavaş eleme (acıya) dönüşmeye başlar. Yediğim yemeğin zevkinden hisseme düşen haz, aynı nisbette zevkin de artışını temin etmez. Oysa manevî zevklerden aldığımız hazlar hiç de böyle değildir. Çünkü tam da aksine aldığımız hazzın (payın) miktarı arttıkça, eşzamanlı olarak aldığımız zevkin miktarı da artar. Meselâ bilme zevkinden aldığım hazzın miktarı artarsa, bilirim ki sadece bilgim değil, bilmekten aldığım zevk de artacaktır.
Sonuç: sevme, beğenme, hoşlanma duyguları, bütün güçlerini nesnelerinden (nesneye nisbetlerinden) alıyorlarsa, tükenmeye mahkumdurlar demektir.
Az-çok sevebilirsiniz, az-çok beğenebilirsiniz, az-çok hoşlanabilirsiniz ve fakat aslâ az-çok âşık olamazsınız.
Ey tâlib! Bil ki ustalarımız, “Aşk olsun!”, yani “Herşey aşka dönüşsün!” deyû boş yere dua etmemişlerdir.
Yazıyı okuyup da sözcüklerin kifayetsizliğini hissetmişken en çok, bir şeyler söylemeyeyim bence. Bu yazı ve "Song to the Siren" şarkısı -araya bir de 'Çok Aşığın var Diyorlar' diyen muhteşem bir bayan sesi girince- oy oy... Sirenler? Kardeşimin anlattığı kadarı ile "şu mitlerdeki, şarkılarıyla denizcileri yollarından çıkarıp, kayalara çarptıran sirenler..." Şarkıyı dinleyip de ağlamayan insan değildir diyesim geliyor demişsin canım benim, öyle olsun ne diyeyim :) Şarkıya dair iki ayrı versiyonun dinlenebileceği kaynaklar:
Ah insanlık! Hem sevdiğim hem kızdığım hem sorumluluk hem nimet hem acı hem sevinç olan insanlık...

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home