Views From Linköping

Thursday, October 12, 2006

Üzerinde çalışma yapmayı planladığım konuya dair araştırma yaparken ilginç bir şeyler denk geldi geçen gün. Daha önce yazdığım bazı şeylerle de bağlantısı olduğunu düşündüğüm için aktarmak istiyorum. İktisadın, giderek de artan belirsizlik ortamında karar verme, tercih yapma mekanizmaları geliştirme doğrultusunda ilerlediğini -mükemmel bir model varsayımının eksiklerini görüp- dile getirmiştim. İşte bu amaçla kullandığı mekanizmalardan biri için fizik ile işbirliği yapıyor. Oluşturulan bu ortak yapının adı; Econophysics: "It is an interdisciplinary research field, applying theories and methods originally developed by physicists in order to solve problems in economics, usually those including uncertainties or stochastic elements and nonlinear dynamics." Yani, ekonominin statik ve geçek hayattaki karmaşıklık ile bilinmezliği yansıtamadığı yapısına fiziğin özellikle non-linear modeller ile yardım etmesi...
Bu niye önemli? Bunu anlayabilmek için, daha önce "günün sorusu" başlığı altında dile getirilen soruyu soran biri ile bir iktisatçının olası konuşmasını kugulayayım burada.
Kurgusal Diyaloglar
V: Vatandaş İ: İkitisatçı
V: Bilinmezlik ya da bilgi eksikliğimiz her şey için ama insanlarla ilgili durumda özellikle de karşı cinsle ilgili olan durumdaki çok can sıkıcı değil mi? Bu, çok önemli ve ne yapılması gerektiği hususu kafa karıştırıcı, hı?
İ: Bizim ilgilendiğimiz bilimin en büyük handikapı da bu sanırım. Yani aslında temel öğesi insan olduğu için bilinmezlik ve karmaşıklık üzere kurulması gereken bu bilim, dönemindeki Newtongil düşünceden, etkilenip tıkır tıkır işlediği iddia edilen bir sistem tasarlıyor. Öyle görmek istiyorlar, baş ağrıtıcı değil çünkü. Belki de gerçekten inanıyorlar kim bilir? Ama şimdi etrafına bak! Fiziğin kendisi bile büyük bir değişim içerisinde; kuantum fiziği, görelilik, potinbağı hipotezi, kelebek etkisi... Ve artık gözardı etmediğimiz gerçekler; globalizasyonun iyice artırdığı belirsizlik ortamı, insanın rasyonel kararlar almaktan uzak olduğu... Oturup kendimize sorduk, ne yapmamız lazım? Bizden öncekiler yok saymışlardı, biz yok sayamayız. Karar vermezsek tüm sistemi bilinmezliğe bırakmış olmaz mıyız? Hatta serbestliğe inanan liberallerden bir teki bile tamamen başı boşluğu kabullenmiyor artık. O halde ülkeler, insanlar ne olacak? Bu gerçeği kabullenip bunun altında uygun kararları bulmayı seçtik; daha yaşanası bir dünya ve insan refahı için. Bu, daha önemli gözükmüyor mu ve de çok daha zor? Oysa biz bunda bile çabalıyoruz ve tercihler yapıyoruz. Evet, senin dediğin de önemli ama kim ya da kimler için? Soros için mesela, borsa iniş çıkışlarına dair karar vermek her şeyden daha önemli. Ya da bir başkası için akşam ne yiyeceğini düşünmek...
.....................................................
Madem yine bu konuya geldik, geçen defa sıraladığım bazı olası cevaplar kısmına da bir şeyler eklemek istiyorum.
4) Yapacağımız deneyin sonunda birileri tercih edilse bile bunun geçerliliği ancak bir kaç sene için çünkü dünya durmadan yenileniyor. O halde, tercih skalasına yeni girenler için bu deney en az 10 senede bir tekrarlanmalı ki tercihlerimiz zaman aşımına uğramasın.
5) Aslında her ne kadar bu bir tercih yöntemi gibi görülse de sonu hep tercihsizlik çünkü aynı anda deneme imkanı olmadığı ve sürekli birileri gidip yenileri geldiği için sonu olmayan bir kısırdöngüye dönüşüyor. Ve, tercihin sizi uzandırmasını planladığınız 'sevgi' unsuru yavaş yavaş sizin hissiyatınızdan uzaklaşıyor çünkü hep bir sonraki gelenler içinde olacağını düşünüyorsunuz ve de bu süreç zarfında bünyeniz hoşlanıklıklara alışıyor gittikçe. Bu istek sizi ayakta tutuyor, belki mutlu kılıyor ama bir yere vardırmıyor. Biliyor musunuz, kaç hoşlanma bir sevgi ediyor? Tıpkı Sisifos gibi işte. "Sisifos, Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesiydi. Tanrıları kızdırması sonucu bir kayayı dağın tepesine çıkarmakla cezalandırılmıştı. Tam çıkardığı sırada taş aşağı yeniden yuvarlanıyor, taşın ardından bakan Sisifos aşağı inip tekrar taşı çıkarmaya çalışıyordu. Camus`ye göre bu kısır döngüyü trajik yapan da kahramanın her deneyişinde tekrar düşeceğini bile bile taşı çıkarmaya gayret etmesidir. Dağın tepesinden kayanın düştüğünü gören Sisifos, inişi sırasında düşkün durumunun bütün enginliğini bilir. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün sadıklığı öğrenir. O da her şeyin iyi (ya da doğru) olduğu yargısına varır. Bundan dolayı da Sisifos`u mutlu olarak tasarlamak gerekir." Bu gruptakiler de sonuçta diğer gruplara doğru meyil gösterebilir tabi. Mesela, kısırdöngüden çıkıp 1'dekilerin pesimizmine iştirak edebilir ya da ihtiyaçları galebe çalar ve bunca düşünceye, itinaya karşın 2 grubuna dahil olur. Kim bilir...
6) Bu gruba dair ek bir şeyler yazmayı, yukarıdaki gibi bir diyalog çerçevesinde deneyeyim.
Kısırdöngüsel Diyaloglar
K: Kadın E: Erkek
Not: Yazıyı yazan K olduğu için çok laf söyleme hakkını birazcıcık gasp etmiş olacak ama...:)
E: Yukarıda, vatandaşın iktisatçıya söylediklerini söyleyeyim sana da...
K: Ok. Madem herşeydeki bilgi eksikliğimizi kabul ediyorsun ve yalnız bu konuya dair olanı içselleştiremiyorsun, sorun ne? Tanrı'nın, bunu bilenin yalnız O olduğunu kabul ediyorsak, bu bilgiyi saklayarak haksızlık yaptığını mı düşünüyorsun?
E: Bilmiyorum...
K: Ama tüm bunlar böyle ayarlanmış işte. "...Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz." Ama bu bizi yılgınlığa düşürmez ya da güçsüz kılmaz ya da bu kuralı içselleştirememeyi gerekli kılmaz. Çünkü O isterse bilmemizi de sağlar. Zaten ilk yaratılıştan beri, evrime inanmıyorsanız tabi, kendimiz bildiğimizi sandığımız herşey de O'ndan değil mi? Daha da öncelikle bilmemizi sağlayan tüm yetiler; akıl, düşünce, beyin kıvrımları, hafıza hepsi O'ndan değil mi? "Hani Rabbin meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti... Allah Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti..." Bildiklerini O'nun tarafından bildiği için meleklerce secde edildi sonra insanoğluna. Yani bu konuda da en büyük yardımcının O olduğuna niye inanılmasın? Eğer bu bir güçlük ise yardımı da çıkış yolu da vardır. Çünkü "... Allah alemlere hiç zulüm etmek istemez... Allah kullara asla zulmedici değildir."
Eğer yarın sabah kalktığımızda herkesin kapısının önünde doğru kişilerin adları yazsa idi bile bu, karmaşayı önleyemezdi hatta belki daha da fazla karmaşa yaratırdı. Kimler kabul ederdi acaba? Oysa o bize, önce kendimizi tanımamız sonra da O'ndan yola çıkarak beraber olunacak insana dair fikir oluşturmamız için fırsat veriyor. Özgürlük bu işte! Bunu kim yapabilecek onu görmek istiyor. Kuran'dan edindiğim bir diğer yaygın davranış kodunu şöyle dile getiriyor Diyanet meali; "Allah yapmayı irade ve takdir ettiğini mutlaka yapar. Ancak ve bu irade ve takdir, kulun kendi iradesini kullanacağı yönde gerçekleşir. Bu sebepten kulların hür iradesi üzerinde ilahi bir baskı söz konusu değildir." Ben buna Allah&İnsan A.Ş diyorum :)
Sonra, konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm Bakara'nın 17-20 arası ayetlerinin tefsirinde şöyle deniliyor: "Her insan kendi aklını beğenir ve tuttuğu yolun doğru olduğunu iddia eder. Sıra iddianın deliline gelince müminle kâfirin farkı ortaya çıkar. Müminin delili, aklının yanında, hatta önünde bulunan ve doğru bilginin kaynağı olan va­hiydir, Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde yer alan bilgiler ve açıklamalardır. Hz. Pey­gamber'e inanmayanlar ise yalnızca beşerî bilgi kaynaklarıyla yetinmek durumun­dadırlar. Beşerî bilgi kaynakları birçok konuda, tek başına doğruyu bulmaya, bil­meye yeterli olmadığından bununla yetinenler hataya düşerler, yanlış yollara sa­parlar; ancak gerçeği bilmedikleri için kendi bildikleri ve yaptıklarının doğru ol­duğunu savunmakta ısrar ederler. Biz bu iki âyetteki ışığı ve aydınlığı "güdüler, duyu organları, akıl" gibi beşerî bilgi kaynak­ları ve araçları; karanlık, yağmur, gök gürültüsü, yıldırım, şimşek ve bunlar ara­sında ilerlemeye, yol almaya çalışan insanı da "bütün iniş ve çıkışlarıyla, maddî ve manevî meseleleriyle insanın dünya hayatı" olarak anlıyoruz. İnsanoğlu dünya­da problemleriyle başa çıkmaya çalışırken ya sadece beşerî güç ve imkânlarıyla yetinir veya bunlara ilâhî yardım ve irşadı da ekler, Kur'an'ın ve Sünnet'in reh­berliğinden faydalanır. İnkarcılar dini, hayatlarının dışına attıkları için akıl, duyu­lar ve tecrübelerle -daha çok ve kısmen- maddî problemlerini çözüyorlar, bu alan­da hayatlarını düzene koyabiliyorlar. Beşerî bilgilerin yeterli olmadığı ilişkiler, varlıklar, olaylar ve oluşlar alanına gelince karanlıklar içinde kalıyor, meçhuller arasında bocalıyorlar. Bu alana karşı idrak kanallarını kapatmak, görmezlikten gelmek, düşünmemeye çalışmak, yok saymak fayda vermiyor. Şuur altının derin­liklerinde fırtınalar kopuyor, şuurda huzursuzluklar su yüzüne çıkar gibi oluyor."
Yanlış anlaşılma olmasın, birilerini birşeyle itham ediyor değilim ama ben Kuran'ı okurken şuna dikkat ederim; hitap ister müminlere olsun ister diğerlerine, kendime çıkaracağım bir şeyler varsa başım üstüne. Nitekim kafirlere ya da diğerlerine hitap edilen bir çok ayette yapmakta olduğum nice hataları görmüşümdür, tıpkı bu ayetlerde olduğu gibi. Böyle işte...
..............................................................
Aklımda ve dilimde bir şarkı, dostumun güzel sesiyle eşlik ettiği ve kapı aralığından duyup gözlerimin dolmasına sebep olan bir şarkı... Şarkının adı 'Sevmek Zamanı' ve Oya&Bora ikilisi söylüyor. Sözleri şöyle: "...Biz dünyayı çok sevdik ölüm bizden uzak olsun/Aşık olduk yüreklendik kader bizden yana dursun/Hasretliği çektirme Tanrım gözümüz yollarda kalmasın/Ne istersen al götür ama sevda bize aşk bize kalsın..."
..............................................................
Uykusuz bir gece geçirdiğim belli oluyor değil mi? :)

0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home