Yaklaşık iki ay önce buraya gelişimden bu yana, ilk defa Linköping dışında bulunma şansım oldu. Cuma sabahı erken bir vakitte İsveç Enstitüsü’nün, bursiyerler için hazırladığı programa katılmak amacıyla Natalya ve Serhiy ile Stockholm’e gittik. Havalar serin gidiyor oldukça işte ve o gün de yağmurlu idi. Şehir dışındaki konaklama yerimize gelip odalarımıza yerleştiğimizde iç rahatlatıcı bir sürpriz beni bekliyordu. O kadar güzel bir manzaraya bakıyordu ki oda. Baltık denizi, yemyeşil bir tepe ve kırmızıya çalan kocaman ağaçlar… Bu manzara karşısında sonsuza kadar oturabilirim diye düşündüm:) Nitekim baya da oturdum ama neticede manzara izlemek için orada olmadığımızdan, seminere katılmak üzere odadan ayrılmak zorunda kaldım. Dünyanın dört bir tarafından bursiyerlerin iştirak ettiği seminerlerin ilki “İsveç’in Demokrasi Yapısı” ile ilgili iken –genel bir bilgi verici mahiyette idi- diğeri daha eğlenceli bir mevzuya ayrılmıştı; “İsveç Sineması”… Bu, benim açımdan önemli çünkü filmleri benim için etkileyici olan İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’ın anlatımına geniş bir yer ayrıldı. Gerçekten de iklimden dolayı mı bilmiyorum ama çok az yönetmende görülebilecek ender bir etkileme gücünü hissediyorum onun filmlerinde. “Wild Strawberries” ve “Persona” filmlerini izleme imkanı bulmuştum da seminerde “Monika” filmine dair bahis mevzu oldu. Bu arada, sunum yapan kişi, Türkiye’de de sıkça rastlanan bir soruna parmak bastı zannımca. Sorun, Hollywood film endüstrisinin, filmleri çekici kılmak adına filmin adının tam çevirisi yerine erotik isimler tercih etmesi... Sanki filmler –tabirimi mazur görün- yalnızca abazalara hitap ediyormuş gibi. Bergman’ın filmlerinin ağırlıklı olarak mevsimlerle ve manzara odaklılığı ile birebir etkileşim içerisinde olduğu hususu da bu sunumun içeriğinden. Netice itibari ile efendim, Bergman’ın filmleri kesinlikle tavsiye listemdedir ancak ‘normal’ bir film beklentisi içinde olmayanlar için. Ve, ardından yemek vakti… Sanırım günün geri kalan kısmını benim için zorlaştıran olaylar yemek ile başladı. Kalabalık-yalnızlık içsel çekişmesine eklenen anason kokuları, gereksiz konuşma ve kahkahalar ya da boş gülüşmeler ve de masamdaki “Turkish Guys” grubundan bazılarının, yine masamızda oturan Rita’ya -program sorumlularından biri- asılmaları vs. vs. Yorgunluk ve bunlar beni erkenden odama yönlendirdi. Belki rahat uyurum artık dedim ama nerde… Rahat bir zihin ve gönül olmadan rahat uyku bulmak lüksünü istiyorum sanırım. Gecenin bir yarısı, sabah beni çok mutlu eden manzaraya bakıp kaçıncı kere dünyanın ve yaşamanın bana ağır geldiğini ve de belki her şeyden vaz geçmek istediğimi düşündüm bilmiyorum da bunlardı işte hissettiklerim. Tıpkı N. Marmara'nın dizelerindeki gibi; "...ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok..." Sanırım burada bir şeyi vurgulamam lazım ki her ne kadar bu şairi kendime yakın bulsam da aramızda, belki sonlarımızı aynı olmaktan kurtaran, önemli bir farklılık var ki; benim inancım var!Ertesi sabah erkenden kalkış ve yine seminere iştirak… Bu defaki konu “İsveç’e Dair Değerler” idi ki anlatan kişiden dolayı bir hayli zevkli geçtiğini söyleyebilirim. İlginç şeyler de öğrenmiş oldum bu vesileyle. Mesela, Tanzanya kültürünün temel öğelerinden olan “Hakuna Matata”nın “Do not Worry” demek olduğunu… Olayı bir kelime ile bitiriyorlardı yani. Ve ardından Stockholm’ün içerisinde yer alan “Vasa Museum”a doğru hareket ediş… 16. yüzyıldan kalma bir gemi ve denizcilikle ilgili figürler ile nesnelerin yer aldığı bu loş müzenin ardından da gruptan ayrılış… İşte, günün hoş anları da buradan sonra başlıyor. Zira Natalya ile müzeden tren istasyonuna kadar yaklaşık iki saat süresince yürüdük ve hüzünlü bir tarafı olduğunu düşündüğüm bu şehrin eski yerleşim yerlerini, kiliselerini –oldukça eski bir Katolik kilisesini bizatihi gezme imkanımız da oldu-, müzelerini gördük. Sanırım nereleri gördüğünüz kadar kiminle yolculuk ettiğiniz de bir hayli ehemmiyetli. Bir manzara karşısında benzer şeyleri hissetmek, yolda gördüğünüz insan davranışlarına aynı anda gülümsemek, bir çiçeği koklamak için aynı anda eğilmek vs. vs. Bunları paylaşabilecek biri ile yolculuk yaptığım için şanslı sayıyorum kendimi. Ve de en nihayetinde trene biniş ve eve dönüş… Başka başka? ‘Ben’in genel hayat akışına dair soru ve sorgulamalarının yolculuğa eşlik etmesi, müzenin kuytu bir köşesinde ve tuvalette de olsa vaktinde namaz kılabiliyor olabilmenın anlatılamaz mutluluğu, Ramazan münasebeti ile tutulan orucun açılması için yediğim, Natalya’nın bana sabah kahvaltısında hazırladığı sandviçlerin lezzeti… Güzel, gerçekten güzel…
...............................................................................
Sonrası? “Sonrası, iyilik güzellik…”diye bir şiir dizesi hatırlıyorum da bunu söylemeyi istediğim halde dilim varmıyor. Şu an gecenin bir yarısı ve ben yine uykusuzum. İçim bomboş kalmış gibi hissediyorum. Güzel bir film izlemek için yanında oturmasını arzu ettiği kişiye ayırdığı ve bütün film boyunca “ha şimdi geldi, ha şimdi gelecek” hissiyatı ile filmi dahi doğru düzgün izleyememiş iken, boş bir koltuğun yanından yalnız başına geçip gitmesi gereken biri gibi hissediyorum kendimi. Ve biliyor musunuz, koltuklar hep “sol” yandan boş bırakılır ve belki de dudaklar bu şarkıyı mırıldar yine “Geri dönmek inan içten değil/Hani var ya tutamazsın kendini/Bir ümitle ya olursa dersin hep/Bile bile her şeyin bittiğini…”
Sonrası? “Sonrası, iyilik güzellik…”diye bir şiir dizesi hatırlıyorum da bunu söylemeyi istediğim halde dilim varmıyor. Şu an gecenin bir yarısı ve ben yine uykusuzum. İçim bomboş kalmış gibi hissediyorum. Güzel bir film izlemek için yanında oturmasını arzu ettiği kişiye ayırdığı ve bütün film boyunca “ha şimdi geldi, ha şimdi gelecek” hissiyatı ile filmi dahi doğru düzgün izleyememiş iken, boş bir koltuğun yanından yalnız başına geçip gitmesi gereken biri gibi hissediyorum kendimi. Ve biliyor musunuz, koltuklar hep “sol” yandan boş bırakılır ve belki de dudaklar bu şarkıyı mırıldar yine “Geri dönmek inan içten değil/Hani var ya tutamazsın kendini/Bir ümitle ya olursa dersin hep/Bile bile her şeyin bittiğini…”

0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home