Views From Linköping

Wednesday, November 01, 2006

Gece vakti ayaktayım yine de bu defa bile isteye... Pencereden dışarıya bakıyorum ve yılın ilk kar yağışını, evet ya çok ilginç -en azından benim gibi Ege havası ile büyümüş biri için-, izliyorum. Tutacağını pek sanmıyorum çünkü yağmurla beraber atıştırıyor. Bu hoş sürpriz ile beraber sebepsiz huzurum artıyor sanırım. Eee hep sebepsiz sıkıntı olacak değil ya biraz da böyle olsun. Gerçi bunda ufak tefek ama bir araya gelince büyüyen şeylerin de etkisi yok değil mi? İstanbul'dan Manisa'ya sınırlı gidişlerim için aylar öncesinden aldığım -ne yapayım, yurdum insanı ile her bayram öncesi yapılan amansız bir bilet bulma yarışı işte- biletlerin gidişin yarısı olması gibi Türkiye'ye gitmek için aldığım bilet de oraya gidişimin yarısı gibi oldu belki ya da aylar sonra dostumun sesini duyup da benimle konuştuğuna bir türlü inanamayışını tecrübe etmek, sabah yağmurla başlayıp güneşle neticelenen bir orman ve şehir turu atmak ve belki de, ufak bir ihtimal ama, günlerdir uğraştığım ödevleri bitiriyor olmak...
Dün itibariyle buraya gelişimin ikinci ayı dolmuş oldu. Aklıma, ayrılırken kimin ne söylediğine dair cümleler geldi de bazıları oldukça ilginçti yani;
Ayrılırken Kim Ne Söyledi?
Annem: Bak eve bilgisayar alıp internete bir bağlanalım her gün arayıp saatlerce konuşucam seninle... (beni duymasın da henüz bu emeline ulaşamadı şükürler olsun :)
Babam: Valla bak ne konuda çalışacağını bilmiyorum da AB hakkında çalışma, kaptırma kendini öyle AB'ydi falan... (Üzülme sen baba, ben çalışmalarımı daha çok "Decision-Making About Love and A Man/Woman Under Uncertainty" konularına yönlendirmiş durumdayım :)
Bir Tanıdık: Abbooo, İsveç'e mi gidiyon? Ne yapıyon kızım sen? Yetmedi mi okuduğun? Ben hayırlı bir kısmet bulurdum sana, evde kalacan valla bu gidişle...
Bir Arkadaş: Sanırım içten bir duanın yerini hiç bir şey tutmuyor, tıpkı şunun gibi: Umarım bu kapının ardındaki her şey beklediğinden çok mutluluk verir sana. Ve tabi buna ancak "amin" demek düşer.
..............................................................
İsveç izlenimlerime dair de bir şeyler ekleyeyim bu meyanda. Bugün ilginç -yani bana öyle geldi- bir şey dikkatimi çekti; Türkiye'de her 1 milyoncuda ve kozmetik satıcısında yaygın olarak satılan deodorantlardan burda eser yok. Hepsini bize posta etmiş olsalar gerek çevre nedenleri ile herhalde. Bana oldukça ilginç gelen bir diğer durum; yoğurtların, bizim süt aldığımız paketlerde satılıyor oluşu. Kötü ya da iyi olduğuna dair bir şey söyleyemem de niye öyle olduğunu anlamış değilim yalnızca. Her durakta, otobüslerin hatta bir sonraki gelecek otobüsün dahi saatinin elektronik tabelada gösterilişi sonra... Stockholm'deki seminerde Filipinli bir kız, ülkesindeki otobüslerin saatleri olmadığını söylediydi de kendisini şaşkınlıkla dinleyen anlatıcının "peki nasıl biniyorsunuz otobüslere?" sorusuna "elimizi kaldırıp durduruyoruz, durursa da Tanrı'ya teşekkür ediyoruz!" dediğini hatırladım ve Türkiye'deki durumu. Yani tamam, hemen her durakta saat çizelgeleri var da ne kadar uyuluyor onlara sorusu var tabi bir de otobüs arkası koşturmalarım -kroslarım mı desem yoksa?-, 123'ü bazen iki saat bekleyişlerim -şiir bile yazmayı düşündüydüm bu 123 hakkında, mübarek gelmeyen sevgili gibi idi-... Demek ki durmumuz pek farklı değilmiş yani.
..............................................................
Kar hala devam ediyor ama benim yatma vaktim geldi sanırım :)

1 Comments:

  • At 3:55 PM , Anonymous Anonymous said...

    Oncelikle guzel bir bloq yapmissin,tebrik ederim. anladigim kadari ile Linköping universitesinde ogrencisin, ben de ocak'ta geldim ne kadar burda kalacaksin tanismak isterim... ama contact detaillerimi buraya yazmayacagim kusura bakma, sunu soyleyim benim programin adi :Master of Business Administration:Strategy and Culture, programdaki tek
    Turk benim, bulursan gorusuruz.. Gorusmesek de basarilar,

     

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home