Resim:Venosa, Crystal Tree
“Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Don Kişotlar'a –şükür, bizi düşünen birileri de çıktı :)-, ateş hırsızlarına, Ernesto ‘Ç´e’ Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya…”
Sanırım bunlar, Kazım Koyuncu’nun hayata/hayatına bakışına dair genel bir muhasebe özelliği taşıyor. Ben kendi adıma böyle bir şey yazacak olsam neler çıkardı ortaya, bir deneyeyim bakim;
“Senin varlığına beni daha yakın kılan nice gündoğumları nice günbatımları gördü gözlerim ve gönlüm – tıpkı Teoman’ın şarkısındaki gibi yani; ‘Hani o güneşin batışı, bizi Tanrı’ya inandırışı…-, ve nice mevsimler geldi geçti çeşit çeşit renkleri ile, kaç kere yollara dökülmeklik icap etti kimi istenen kimi isteksizce olan, gelişi büyük bir umutla beklenen yeni doğmuş bebek yüzleri de gördüm, her günü son gün olabileceği ihtimali ile karşılayan yaşlılarınkini de… Bir şey söylemem gerektiğini bildiğim halde acıları karşısında lâl olduğum nice insan sesi duydum ve bir o kadarının sevinçlerine ortak oldum, nice gözyaşı için yataklık etti aciz bedenim ve de kendiminkileri nice aciz bedenlere bıraktım, bulunduğum noktanın bir adım ötesini dahi tahayyül edemeyeceğim nihai noktalarda hissettim kendimi kaç kere ve de ardından hiç ummadığım şekilde onların nihai olmadıklarını idrak ettim, umutlandım hem de en ufağından en büyüğüne her şey için -güzel bir dünya ve güzel insanlar için, sevilenlerin yüzünü görüp sesini duymak için vs. vs.- dostlar arkadaşlar eşlik etti kimi zaman yaşantıma kimi zaman yalnızlık…”
………………………………………………………….
Nereden çıktı şimdi bunlar? Bugün, benim hayat üzerindeki 24. yılı dolduruşumun resmiyet kazandığı gün yani doğumgünüm. Özellikle bu günlerde yapılması daha anlamlı olacak olan garip bir fikir var aklımda; o güne kadar yaşananlar arasından isim, olay, söz vs. düzensiz de olsa hiç ara vermeden aklına gelen her şeyi söyle dense birine ne kadar sürer anlatması acaba? Sanmam ki 1 günü geçsin anlatılanlar. Yani ardımdaki 24 yıla karşılık 1 günlük anlatım hı? Başından sonuna hatırladığım tek bir günüm bile yok! Okuduğum kitapları daha fazla hatırlıyorum belki de ve onlardan konuşmak icap etse daha fazla konuşurum belki de. Peki ya gerisi? Nerede 24 yılın anlatamadığım diğer kısımları? Şu gün de geçse diye öylesine geçirilen saatlerde, hatırlamadığıma göre boş işlerle geçen vakitlerde yitip gitti belki. Biliyorum, her anı doldurmak öyle zor ki ama elimden gelenin en iyisi bu mu onu da bilmiyorum.
………………………………………………………….
Nereden çıktı şimdi bunlar? Bugün, benim hayat üzerindeki 24. yılı dolduruşumun resmiyet kazandığı gün yani doğumgünüm. Özellikle bu günlerde yapılması daha anlamlı olacak olan garip bir fikir var aklımda; o güne kadar yaşananlar arasından isim, olay, söz vs. düzensiz de olsa hiç ara vermeden aklına gelen her şeyi söyle dense birine ne kadar sürer anlatması acaba? Sanmam ki 1 günü geçsin anlatılanlar. Yani ardımdaki 24 yıla karşılık 1 günlük anlatım hı? Başından sonuna hatırladığım tek bir günüm bile yok! Okuduğum kitapları daha fazla hatırlıyorum belki de ve onlardan konuşmak icap etse daha fazla konuşurum belki de. Peki ya gerisi? Nerede 24 yılın anlatamadığım diğer kısımları? Şu gün de geçse diye öylesine geçirilen saatlerde, hatırlamadığıma göre boş işlerle geçen vakitlerde yitip gitti belki. Biliyorum, her anı doldurmak öyle zor ki ama elimden gelenin en iyisi bu mu onu da bilmiyorum.
Neler var şimdilik elde onca şeyin ardından? 3 ayrı şehirde yaşamaklık –Manisa, İstanbul Linköping, bakalım daha nerelere uzanacak yolumuz?-, vakitleri ve mekanları beraber paylaştığımız ama şimdi irtibatım olmayan ve bu yüzden hayatımın o kısmına dair hatıralarını bir şekilde çaldıklarını hissettiğim arkadaşlıklar da dahil olmak üzere onca emekle şimdilere taşınan arkadaşlıklar, bir avuç dost, kimilerinin farkında olduğum farkında olmadıklarım için ise farkındalık dilediğim hatalarım, cevaplarına kıyısından köşesinden sahip olduğunu düşündüğüm bir yığın soru ve bir o kadar da cevapsız kalmış soru, beklenenlerin onlar olduğu düşünce ve hissiyatı ile aşık olmaklıklar, hayal kırıklıkları ve yine yeniden umutlanmaklıklar, öğrendiğim onca şeye karşın öğrenemediğim ve hiçbir zaman öğrenemeyeceğimi bildiğim şeylerin farkındalığı, bana ve benim gibi ufacık varlıklara verdiği değer sebebi ile dünyayı var eden ‘O’ndan geldiğim ve O’na döneceğimin inancı… Bunlar ve daha bir sürü şey bana kalan da acaba her şeyin sonunda benden ne kalacak?
…………………………………………………………..
17 kasım 2006… 24 yıl önce hayat yolculuğuna başlayan bu kız çocuğunun doğumgünü iken Afganistan’da açlık riski, İsveç’te bilmem ne faturasını ödemedi diye ya da ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ demeyi henüz öğrenemediği için alkollü araç kullanmaktan bakanlığından olan milletvekillerinin varlığı, Türkiye’de her zamanki gibi irtica tartışmaları, şu geçen gün yazdığım “there is nothing as a free lunch” diyen meşhur iktisatçı Milton Friedman’ın ölümü –bak ondan da bu kaldı herhalde en nihayetinde- gündeme yansıyanlar...
…………………………………………………………….
Ah be kardeşcağızım, onca şeyin üstüne doğumgünü hediyesi olarak Damon&Naomi’den 'Ueno Station' gönderilir mi heç? :)
…………………………………………………………..
17 kasım 2006… 24 yıl önce hayat yolculuğuna başlayan bu kız çocuğunun doğumgünü iken Afganistan’da açlık riski, İsveç’te bilmem ne faturasını ödemedi diye ya da ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ demeyi henüz öğrenemediği için alkollü araç kullanmaktan bakanlığından olan milletvekillerinin varlığı, Türkiye’de her zamanki gibi irtica tartışmaları, şu geçen gün yazdığım “there is nothing as a free lunch” diyen meşhur iktisatçı Milton Friedman’ın ölümü –bak ondan da bu kaldı herhalde en nihayetinde- gündeme yansıyanlar...
…………………………………………………………….
Ah be kardeşcağızım, onca şeyin üstüne doğumgünü hediyesi olarak Damon&Naomi’den 'Ueno Station' gönderilir mi heç? :)


0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home