Bu sayfaya yazılacaklar çoğunlukla yan tarafa afişini de eklediğim İz Sürücü/Stalker filmine özenti sonucu ortaya çıkmıştır. Fikir çalma, intihal vs. durumu söz konusu değildir. "Çaldıksa da miri malı çaldık" diyecek yüzsüzlüğe de çoktan erişmiş durumdayım ayrıca, biline...Dünya denilen geniş alanın içerisinde korunaklı ve garip bir yerdeki iki yolcunun diyalogları
Z1: bizim film nerden ne zaman koptu, bir fikrin var mı?
Z2: (maalesef bir fikrim yoktu tabi...) bilmiyorum. Yani bazı ihtimaller var aklımda ama... Mesela, K. hocanın sayesinde olabilir mi? Onun ektiği tohumlardan anca düşünce, bilinç yeşerdi. Bir başka ihtimal, en azından senin adına, K.'ya gidişin?
Z1: o ihtimali ben de düşündüm de o bir sebep değil de sonuç gibime geliyor sanki. Hatta olayın koptuğunun farkedildiği vakit diyelim.
Z2: olabilir... Tabi bir çok şey bunların üzerine tuz-biber... kitaplar, B.'ye gidişin ve B. hoca ile mesai... Ya bak şimdi fark ettim de şehirler ile isimlerin baş harfleri uyumlu hep. İlginç...
Z1: ama sana daha önce de söyledim; gözden geçirmek gerekiyor sanırım. Yani bu mu "normal", öteki olan ve çoğunluk olan mı? Ya da "normal" ama neye göre? Neyse...
Z2: (yine bilmiyordum tabi :) Yorgunsun sanırım... (Yorgundu(k) tabi...)
Z1: bilmiyorum, geri dönülebilir bir şey mi ama...
Z2: öyle deme, ölümü telaffuz ediyormuşsun gibi geliyor bana. Olmaz artık olmaz. Yani olması için senin daha fazla sen olmaman lazım. Ne yapacaksın, içindekini mi dönüştüreceksin? Çok merak ediyorum, C. nasıl başardı acaba bunu?
Z1: sorma sık sık aklıma geliyor zaten. Öyle olmaktan da korkuyorum bir yandan. Ama hiç olmadığı kadar iyi anladığımı söylemem lazım onu.
Z2: al benden de o kadar. onca sene sonra oldu ama çok çok iyi anladığımı söylemem lazım artık. Bak ne işlere yaradı bizim hikaye! Üzerinden tez geliştirdik bir güzel :)
Z1: :)
Z2: sence çok var mı dersin? Yani bu korunaklı alandaki yolcular?
Z1: şu ana kadarki tecrübelerimize binaen söyleyebilirim ki az, çok az. Sorun da bu ya zaten. Ama şimdi ek bir sorun var; umut azlığı mı desek, öyle bir şey işte. Sanırım ki biz bir ömür boyu apayrı yerlerde aynı yolculuğun sancısını çekip birbirini nafile yere arayan yolcular olarak kalacağız. Bir tür kaide gibi...
Z2: pek pesimistik oldu bu şimdi yav!
Z1: seni üzüyor muyum bunları söyleyerek?
Z2: hayır, pek sayılmaz çünkü içimde bundan çok daha acımasızca saldıranlar var. Yine de ne bileyim, bir burukluk mu desem, gözlerinde görmeye alışık olmadığım bir şey işte neylersin!
Z1: D.'ye gidersem farklı olabilir belki herşey. Bir başlangıç gibi belki de. Belkim ağa mağa da buluruz, hı!
Z2: valla bizde bu kafa oldukça ağaya 4. oluruz anca güzelim.
Z1: :))
(yolcular gecenin bir vakti sokak ortası uzayıp giden bu sohbet neticesi üşümüşler ve ailelerini daha fazla merakta bırakmamak hasebiyle gerçek dünyanın sınırlarına doğru harekete geçmişlerdir. Z1 hep doğuya doğru ayrılır aynı köşebaşından; Z2, batıya doğru... Bak bunda da ilginç bir rastlantı sezinliyorum da neyse...)
..........................................................................................................
Madem Tarkovsky ustadan esinlendik, değinmeden geçmeyelim. Türkiye'de bulunduğum sırada -yani bir kaç hafta önce- Rus yönetmenin Stalker/İz Sürücü filmini izleme şansına sahip oldum ki bu, ona dair izlediğim 3. film. Diğer ikisi Andrei Rublev ve İvanın Çocukluğu idi ki içlerinde en çok İz Sürücü'yü beğendiğimi söylemeliyim. Hakkında söylenecek çok şey var da nereden başlayacığımı bilemiyorum. Onun hakkında bir alıntı ile başlayayım o halde: "yaklaşık 25 senenin içine sığdırılan 7 film... Filmlerinden bahsetmek entelijansiyaya giriş vizesi için kullanılır hale gelmiş, ..., bazıları içinse -belki tam da bu yüzden- "entel işi", "saatler süren ve hiçbir şeyin olmadığı", "iç daraltıcı", "izlemesi işkence" olan filmler çeken bir yönetmen: Andrei Tarkovsky." Her ne kadar alıntıda bulunduğum film eleştirmeni, A. Bozkurt, onun filmindeki her bir ögeyi sembol bilip anlam çıkarmaya çalışmanın tam da onun istemeyeceği bir şey yapmak olduğunu dile getirse de ben bu anlam çıkarma olayından beri duramıyorum çünkü biliyorum ki bir çok filmi, dönemin Rus yönetimi açısından sakıncalı bulunup sansüre tabi tutulduğu için anlatacaklarını böyle sembollere yükleme yolunu seçiyor o da. Gerçi film eleştirmeni şunu söylemekte de haksız değil; "Tarkovsky'nin tüm filmlerinde ulaşmak istediği ortak amaç hissettirmektir." Varlığa dair sorgulamalar, içsel yolculuklar, semboller ve görüntüler -ille de doğa ve su görüntüleri-... Sanırım böyle özetlenebilir filmleri. Diğer filmleri; Yol Silindiri ve Keman, Ayna, Solaris, Nostalgia ve İsveç'te çekilen Kurban... Bozkurt'a göre, "son filmlerine doğru tematik olarak daha çok ön plana çıkan 'inanç' meselesi Tarkovsky'nin duyumsamaya, sezgiye verdiği önemi daha anlamlı kılar. Onun karakterlerinin bir kısmını, inanca giden yolda mantıkları tarafından engellenen, modern toplum yapısı içinde saf bir inanca ulaşması mümkün olmayan ama bir yandan da inanmak, bağlanmak için bir ihtiyaç hisseden yazarlar, bilima adamları -yani günümüzün aydın kesimi- oluşturur." İşte Stalker da benzer bir hikaye üzerine kurgulanmakta.
Yine aynı eleştirmenin satırlarından şöyle dökülüyor filme dair tespitler: "Zone'da ne var? Girmek neden yasak? Etrafında neden askerler bekler? Meteor düştüğü doğru mu?... Solaris'teki ŞEY burada mı, herşey ondan mı? O gizemli odaya girince en derin arzularımızın gerçekleşeceği doğru mu? İçeri girmek için neden bir İz Sürücü'ye ihtiyaç var? Hadi bir kere girdik diyelim, peki neden sonrası bu kadar zor, neden hep karmaşık? Neden dosdoğru gitmek varken hep uzun yollardan gitmeli? Neden hep kendi işimizi zorlaştırmalı odaya giden yolda? Doğrudan gidersek kaybolur mu bu Zone, yoksa biz mi kayboluruz?... Kim bu İz Sürücü, gerçekten göründüğü gibi aklı kıt taşralının, çulsuzun biri mi, para ile gizem satan bir sahtekar mı... yoksa o İsa mı? Bir yazar ve bir bilim adamı... Bunlar neden Zone'a girmek ister? Eksikliğini duydukları şey nedir? Nasıl olur da bir İz Sürücü'ye muhtaç kalırlar...? İz Sürücü'de olup onlarda olmayan nedir? İz Sürücü, Zone'un derinliklerindeki çayırlarda, su birikintilerinin ortasına kendini bırakırken yazar ve bilim adamının tartıştıkları ne içindir? Sözler işe yarar mı Zone'un içinde, yoksa mantığın, mantıkların topunu birden atmak mı gerekir sözlerle birlikte?... Zone'un dışı siyah beyaz iken içi neden renklidir? Yoksa Zone cennet midir? Cennetse neden bu kadar kirlidir? Cennetse, bu yıkık küflü binalar nedir? Cennetse, nedir bu pis sular ve nedir bu kasvet? Eğer tüm arzuları gerçeğe dönüştürecekse, o odanın içine girmek neden bu kadar korkutucudur? Girmek için inanmak mı gerekir? Dileğinin yerine gelmesi için önce inanman mı gerekir? Ama bir bilim adamı ve bir yazar, gözleriyle görmeden inanabilir mi?... Zone'da aradığını bulan sadece İz Sürücü müdür? Evet... Zone sadece İz Sürücü'nün zihninde mi var olmaktadır? Belki. Zone sadece zihinlerdeyse, o zaman yok mudur?... Nerdedir bu Zone? Kendin yaratman gerekir. Kapısına askerleri kendi elinle koyup sonra içeri onlara yakalanmadan girmen gerekir. İz Sürücülük zor zanaattır, içinde yoksa gerisi boştur, çalışarak elde edilemez; belki dereye boylu boyunca uzanıp kendini bırakmayı öğrenirsen, yeşilin içine yatmayı... Bir ihtimal... Stalker bir soru mudur? Evet. Tarkovsky'nin bir cevabı var mıdır? Belki. Stalker, sinemanın çıkabileceği en üst nokta mıdır? Evet."
Tarkovsky'nin kendisi ise, filme dair şunları dile getiriyor aşağı yukarı; İz Sürücü, kimsenin bir şeye inanmadığı dünyada bir şeye inanan birilerini bulmaya muhtaçtı. Yazar... Yetenekli ama kendini tüketmiş; çoğunluk ne isterse onu yazıyor. Ünlü olmasına da rağmen bunun böyle devam etmesini istemiyor. Zaten odaya da bu durumu değiştirmek, müthiş bir yetenekle donanmayı istemek için girmeyi arzu ediyor. Ama sonra fikrini değiştiriyor. Düşünüyor ki çok yetenekli biri olursa yazmaya ihtiyacı olmaz ki! Yani yazacağı herşey mükemmel olursa yazarak kendini aşmaya ve ilerlemeye çalışmanın anlamının yitip gideceğini düşünüyor. Yani, for him "creation is an expression of will!" Bilim adamı ise odaya girip dünyanın geleceği açısından zararlı olabilecek istemlerde bulunacak insanları düşünüp odayı tamamen ortadan kaldırmak için bomba ile geliyor odaya. Fakat düşünüyor ki insanlar hep zararsız sıradan şeyler istiyor; ev, araba, kadın vs. gibi... Değmez diye düşünüyor, vazgeçiyor. İz Sürücü için ise yanındakilerin korkması değil, inanmamaları en büyük üzüntü kaynağı. Man devoid of faith has no spiritual roots, he is blind; diyor Tarkovsky usta. Ve ayrıca filmdeki yazar karakterini de kendine çok yakın bulduğunu, onun kendi içindeki kayıp olma halini bu spiritual sense dediği şeyle çözümleyebileceğini belirtiyor. Çünkü ona göre, "... it seems to me that the individual today stands at a crossroad, faced with the choice of whether to pursue the new technology and the endless multiplication of material goods, or to seek out a way that will lead to spiritual responsibility, a way that ultimately might mean not only his personal salvation but also the saving of society at large, in other words, turn to God!" (İngilizce kısım için üzgünüm ama sözlerinin vuruculuğunu aksak çevirimle gölgelemek istemedim :)
Ve, filme dair kardeşcağızımın yorumu... Yazar ve fizikçi, sanat ve bilimi temsil ediyor diyebiliriz. Satlker ve ailesi, benim anladığım, insanlık durumunu temsil ediyor. Silahlara, özellikle de nükleer silahlara göndermeler var. Ben 'bölge'yi iyi dünya olarak yorumluyorum; orada görüntüler renkli. Stalker yani insanlık, bilimi ve sanatı bu iyi dünyaya getirip orada en derin, en saf isteklerini, amaçlarını gerçekleştirmelerini istiyor. Ama odaya, en derin amaçlarını gerçekleştirebilecekleri yere gelince stalker hayal kırıklığına uğruyor. Çünkü görüyor ki bilim de sanat da kirlenmiş!
Son olarak kendi yorumuma gelince... Tüm bunların üstüne pek fazla şey söylemek istemiyorum da yalnızca, yazıya da başladığım diyalog çerçevesinde, söyleyebilirim ki dünyanın siyah-beyazlığı arasında renkli olduğuna inandığım bir yere ya da yerlerin var olduğuna birilerini inandırmaya çalışmaya, bunlar bir-iki kişi de olsa, devam etmek gerekiyor galiba. Tarkovsky de böyle diyor zaten; her ne kadar trajedi gibi görünse de ümit taşıyor filmim. Garip bir İz Sürücü olmak? Ya da umudun, gücün bitişe yazdığında sana rehber olabilecek İz Sürücüler aramak? Ömrün özeti...
............................................................
Son söz, Z1'den: "... biz sırtlandığımızı zannettiklerimizin altında ezildik... ya da onlar?! Suçlu var zannetsek de biz; suçlusu yok... faili tek değil yaşananların... içimde acılarımız... hepsi aynı kapta yoğruluyor. daha derin anlamlar ve daha yoğun acılar yaşamak adına... tükenen tüm hayatları yükleniyorum. öldüm zannedip hayatta bulunca kendimi... his yok! anlam yok! durdum... durmak yok!... tüm insanlar değil yalnız, tüm eşya, kainat hatta... bana çarparak geçiyor yanımdan. ben durdum... durmak yok!"

0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home