Manisa Ayn-ı Ali Türbesi: A'mak-ı Hayal kitabında geçen Aynalı dede gerçekten mizahi mizaçlı biri ise ona çok uygun bir tabela olmuş :)
Manisa Ayn-ı Ali ya da Aynalı Ali camii ve türbesi: Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'inin temel kahramanı olan Aynalı Dedenin yattığı rivayet edilen türbe ve onun adı verilen camii....................................................................................................
Tüm bunlar nereden çıktı? Bir arkadaşımın yoğun ısrarlarına dayanamayıp okuduğum ve hatta yanıma yoldaş olarak buralara taşıdığım Filibeli Ahmet Hilmi'nin "A'mak-ı Hayal" kitabından sonra bu resimleri koymak ve biraz da kitaptan bahsetmek geldi içimden. Öncelikle söylemeliyim ki, kitabın beni bu kadar gülümseteceğini bilsem kesinlikle daha önce okudurdum. Kitap kısaca, hayata, varlığa dair sorular altında ezilen ve geçici bir çıkış yolu olarak alkol, eğlenceye dalan Raci adında bir delikanlının bir gün bir mezarlıkta tanıştığı Aynalı dede ile gün geçtikçe derinleşen sohbetlerini ve dedenin çaldığı müzikler eşliğinde Raci'nin hayalden hayale geçen maceralarını anlatıyor. Hikayenin Manisa'da, yani tarafımdan gayet iyi bilinir mekanlarda geçiyor oluşu da ayrı bir güzellik benim açımdan. Kitabın arkaplanını oluşturan tasavvufi vahdet-i vücud, seyr-i süluk ve varlık mertebeleri gibi meseleleri bir yana bırakarak kitabın benim için önem arzeden başka bir kaç hususa dair bahis eylemek istiyorum yalnızca.
Aynalı dede ile buluşmalarının ikincisinde Raci, hayalinde kendini karanlık ve aydınlığın çarpıştığı bir vadide görür. Aydınlık ve Nur tarafı yani İzid başlar söze; "Ey insanlar! İzid sizi kendisi gibi nur olmanız için yarattı, sizi bütün varlıklara tercih etti. Ama siz nur iken karanlıklarla karıştırdı. Ruhken cesetle birleştirdi ki nefret ettiği karanlıkları, sevdiği nurlar ile silip atasınız. Ey insanoğlu! Nur benim, bana gelin, benim olun, ben olun, nurun gereği olan güzelliklere bezenin, sakının, ..., kin, haset, nifak, gasp, zulüm, hırs gibi çirkin ve karanlık sıfatları nefsinizden uzaklaştırın. Her durumda Allah'a şükredin. Size ne verdiyse kanaat edin. Özetle, bu sınav dünyasından nur olarak ayrılın ki ebedi hayatınızda nurlar diyarında yaşayın." Ve ona cevaben karanlık yani Ehrimen şöyle der; "Ey insanlar! Gözünüzü açınız, doğanızın gereklerini iyice düşünün, şiir gibi ama yalan dolu sözlere uyup da ömrünüzü boşa geçirmeyin, gülün, eğlenin, zevkinize bakın, yiyip için! Dünyada yalnız iki amaç olup gerisi hep yalandır. Birisi kibir, diğeri şehvettir. İnsanı bu iki amaca yönlendiren benliktir. Siz de bu amaca ulaşmaya çalışın. Nefsinizi her şeye tercih edin... İşte gerçek budur. Uydurma laflara inanmayın, benliğinizden başka varlık, zevkinizden başka amaç tanımayın." Ve İzid bir kez daha söz alır; "Ey insanlar Ehrimen denilen bu iğrenç varlığı, bu bayağı kişiyi dinlemeyin. Söyledikleri tamamen yalandır. Gerçek kulluk, kibir denen temelsiz duyguyla karşılaştırılamayacak kadar yüce bir zevktir. Öyle manevi zevkler vardır ki şehvet onların yanında çok itici kalır. Ehrimen'in dediği benlik hayvanlara özgü bir dürtüdür. İnsan benliği ahlak dengesiyle düzenlemelidir..." Ve sıra yine Ehrimen'e gelir; "(İzid) size yalan söylüyor, sizi birtakım uydurma yasakların, hayali kuralların esiri, çaresizlik ve boyun eğme bakımından en aşağı hayvanların seviyesine düşürmek istiyor..." Bunun ardından sırası ile iki taraftan birbirlerine karşı savaşacak erleri sürmeye başlarlar. İzid tarafından "muhabbet" çıkar meydana, karşısına "gazap" çıkarılır. Ardından kendisine güvenilen "hikmet"i sürer ortaya İzid, fakat dişli bir rakibi vardır; "nefs-i emmare"... Ortalık toz duman olmuşken tüm dengeleri lat üst eden bir er çıkar son olarak meydana. Kim mi? Tabi ki "aşk"... Bu cenk meydanının niceleri kuruluyor ve ortalık toz dumana bulanıyor içimde bir bilsem? Üstelik de yaşantımın her anı... Gerçi hayatın her döneminde baskın olarak savaşanlar değişiyor ama şu son cenk var ya hani "hikmet, ona karşı duran nefs-i emmare ve toparlanmanın tek yolu olan aşk -bunu, özellikle her şey gibi hikmeti de verene olan bilkuvve sonsuz yakınlık babında anlıyorum-" sarmalı bir dönemimin en yaygın cenklerinden biri idi sanırım. Keşke bileydim böyle adlandırıldığını. Ama insanlık, önce yaşıyor sonra anca isimlendirebiliyor. Siz içinizde kaç kişi yaşıyorsunuz? Kaç cenk fırtınalar kapıp koyveriyor içinizde, hem de bir tek gün içerisinde bile?
..................................................................................................
Bol sorulu hayallerden birinde Beşeriyet'in şu sorularını işitiyor Raci; "Ya Rab! Hayatta nedir bu lezzet? Hayata bağlayan bu garip kuvvet! Hayat ki geçici, dert ve keder dolu, Yine umulan arzulanan o, nedir bu hikmet? Bir an bırakmaz insanı rahat, Bin türlü acı, geçim derdi. Çocukluğunda ağlar beşikte, Feryatla geçer o msaumiyet! Gençliğinde Bin türlü ümit, Yaşlılığında bin türlü zahmet. Ecel vaktinde geçmiş yaşam bir an, Bir an için mi bunca sefalet! Gizli bir ses verdi cevabı, Dedi: Hayattaki bu zevk ve kıymet, Akıllılar için eşsiz güzelliklerin seyri, Cahiller için yemekle şehvet!"... "madem ki hayattan hoşlanmıyorum neden vazgeçemiyorum? Mutluluk nedir?" Bazı meşhur zaatların ağzından cevaplar sıralanır ama benim an çok şu hoşuma gitti; "İnsanlar bu kelimeyi, bütün özlemlerini biz sözle ifade etmek için uydurmuşlar!" :)
...................................................................................................
Raci'nin kendini iyice kaybettiği demlerden birinde eski bir arkadaşına ve sevdiğinin ölümü ile çıldıran kızına derman için mezarlıkta yatan bu garip adamı yani Raci'yi ziyarete gelen bir kadına karşı Raci'nin feryadı; "Benim hayatımda ne zevk var? Hiç! Böyleyken delikanlı ölür, kız çıldırır. Ben ve yaşlı kadın yaşarız! Asıl garibi ne biliyor musun? Bunun niye böyle olduğunu bilen yok, yok, yok! Bu yaşlı kadına acıyor, bana acımıyorsun. Onun kızı çıldırmış ama pekala benim ruhum, benim varlığım... çıldırdı." Bu sön söz üzerine Y. Erdoğan'ın 'Bana Bir Şeyhler Oluyor'undan bir sahne hatırladım. Hafiften kendisine gelenler gelen baş kahraman da niye dilenmek için dışarı çıktığını soran eşine aşağı yukarı şunları söylüyordu; baktım dilenenlerin bir yerleri sakat ve birileri onlara acıyıp bir şeyler paylaşıyor onlarla. Ben de başladım dilenmeye ama kimse bir şey vermeye lazyık bulmadı beni, oysa benim ruhum hasta!
....................................................................................................
Ve Raci buradan doğruca Manisa deliler evine yani yukarıda resmini koyduğum yere... Delilerin kaldırıldığı yer artık orası değil, şehrin dışında "sarı bina" denilen ama sarı olmayan modern! bir bina. Sarı, deliliğin rengi mi acep? Orada delilere dair ilginç gözlemlerde bulunup çıkar dışarı (ben küçükken bazı zararsız delilerin sokakta dolaşmasına izin verildiğini hatırlıyorum. Bu, şimdilerde daha az sanırım. Bir b..lu Manisa vardı mesela. Niye öyle dendiğini bilemezdim de onun geldiğini gördüğümüzde mahallenin çocukları ile apartmana saklanıp kendi kendimize heyecan yaptığımızı hatırlıyorum) ve Aynalı'nın vefatının ardından kendine kalan not defterinden şu notları okur; "Her insan, her akıl ve vicdan sahibi, hatta en basit bir hayvan bile bu varlık ve çürüme aleminde gereksinim hissettiği andan itibaren mutluluğu aramaya başlar... Hayvanlar, yaratılışlarından gelen kanaatkarlıkla, belki de çoğunlukla mutluluktan kendilerine düşen payı alırlar... Ama insan (kamil insan dışında) aradığı, isteyip özlediği mutluluğun ne olduğunu çok da iyi bilmediği için mutluluğa dair belli sınır ve tanımlar koyamaz... İnsan tuhaf bir yaratılışa sahiptir. Sahip olduğu şeyler arttıkça hırsı da artar. Mutluluk nedir? İşte bunu bilen yok! En doğru ifade ise sadece dünyanın bitip tükenmez dertlerinden habersiz yaşayan delilerin mutlu sayılabileceğidir." Aklıma, şu son söylenenlerle benzer tespitlerde bulunan Erasmus ve "Deliliğe Medhiye"si geldi. Kimbilir, belkim gerçekten haklıdırlar! Ama düşünüyorum da bunu test etmenin yolu yok. Yani belki de bir çok şeyi bile isteye öğrenmekten kendimizi alıkoyuyorken -intihar nasıl bir şeydir gibi- deliliğe nasıl ulaşırımın bir testi yok sanırım. Yani aklın ve deliliğin arasındaki sınır nerede bitip nerede başlıyor, o hale nasıl varılır vs. gibi.
Anneme Not: Aşk olsun annem, heç öyle şey olur mu? Sen sarma yapmadın emme bir sürü şeyler yaptın, şimdi sayayım mı yani cümle aleme? :))

2 Comments:
At 4:25 AM ,
Unknown said...
Aynalı Baba ve Racinin yolculuğunu ben de yapmak isterdim, ama bir aynalı bulamadım alemde
At 4:25 AM ,
Unknown said...
Aynalı Baba ve Racinin yolculuğunu ben de yapmak isterdim, ama bir aynalı bulamadım alemde
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home