Aşağıya linkini de ekleyeceğim bir siteye -kardeşimin ricası üzre- başörtüsü ile ilgili yazdığım bir yazıyı paylaşayım istiyorum bugün. Yazı, bana sorulan bazı soruların -konuya dair Türkiye'de yaşadıklarım, yurtdışında neler yaşadığım, ileriye dair planlarım vs. gibi- bölüm bölüm cevaplanması üzerine kurulu.Uzun zamandır aynı konuya dair geniş kapsamlı, akdemik mahiyetli bir yazı yazma iştiyakimi de körüklemiş oldu ki o yazıyı da tamamlamış sayılırım ve en kısa zaman da onu da buraya ekleyeceğim inş.
Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, yazıda aktaracaklarım hayli hacimli olan başörütüsü tecrübelerinden yalnızca şahsım adına olanlardan müteşekkildir. Yani binler arasından bir tanesi yalnızca…
İmam Hatip’in lise bölümüne devam edip etmeme hususunda yol ayrımına geldiğimde ise Manisa’daki tek kız koleji olan S. Koleji’ne devam etmeye karar verdim fakat benim açımdan çok zor geçen 1 senenin başlangıcı oldu bu. Eğitim başörtülü yürütülemiyordu fakat kendi çapında bazı çözümler getirilmişti; okuldaki tüm öğretmenler bayan idi örneğin. Ve de müdür-müdür yardımcı kadrosu öğrencilerin katına çıkmıyordu. Fakat yine de durumu benim açımdan zorlaştıran etmenler vardı zira günde 2 defa toplu tören yapılıyordu bahçede –sabah ve öğle dönüşü- ve de tüm 1 sene boyunca o törenlerin –cuma törenleri de dahil- hiç birine iştirak etmeyişimden dolayı zaman zaman müdürün sözlü ihtarlarına zaman zaman da çıkıntılık yaptığım gerekçesi ile bizzat öğrencilerin hatta öğrenci velilerinin beni idareye şikayet etmeleri gibi durumlara maruz kaldım. Okul ve derslerden ziyade bu tarz olaylarla geçen bir senenin sonunda daha fazla dayanamayacağıma karar verdim. Zaten okul idaresi de üstü kapalı olarak okuldan ayrılmamın uygun olacağını dile getirdi. Geldiğim noktada ise bir sorun vardı zira devam edebileceğim herhangi bir başka okul yoktu. Çünkü o dönemde durum iyice gerilmiş, İHL’ler dahi boşalmaya başlamıştı. İlçelerdeki ve de başka şehirlerdeki birkaç kolej alternatifini de yaşadığım yorucu tecrübeden dolayı değerlendirmek istemedim. Geriye bir tek yol kalıyor gibiydi; Açıköğretim Lisesi’ne geçiş yapmak! Fakat buna kendim karar versem bile bu fikri zor içselleştirdiğimi söylemeliyim zira açık lise genel olarak okuma imkanını ileri yaşlarda sürdürmek isteyen ya da problemli öğrencilerin dışarıdan okul biterebilmesine yönelik bir kurum olarak biliniyordu. Ayrıca önümde dışarıdan liseyi bitirip iyi bir üniversite kazanan ya da ‘dışarıdan okumak nasıl bir durumdur’a dair örnek olabilecek kimse yoktu. Ama başka çıkar yol bulamadım. Nitekim ondan sonraki iki sene evde oturup ders çalışma, dershaneye devam ederek de üniversiteye hazırlanma ile geçti. Yılda iki defa iştirak ettiğim Açıköğretim sınavlarına başörtüsü ile girerken herhangi bir sıkıntı çekmedim fakat üniversite giriş sınavında böyle bir sıkıntı beni bekliyordu. Yine bir çıkış yolu lazımdı. Kalsik yola başvurdum tabi; peruk edindim. Başvuruları bununla çekildiğim fotolar ile yaparken sınava da bununla girdim. Ve sınavın neticesinde iyi sayılabilecek bir puan almama rağmen aynı sıkıntı yeniden karşımdaydı. Başörtüsü ile devam edebileceğim bir okul lazımdı bana. Bu hususta en rahat olan yeri yazdım ama puanımın yetmemesi ihtimaline karşılık başka yerler yazmam gerekiyordu. Buna da ilginç bir çözüm bulduk; tercih listesinden daha rahat olabileceğini düşündüğüm fakat haklarında herhangi bir bilgimin olmadığı özel üniversitelere telefon etmeye başladık annemle. Sorduğumuz şu idi sadece; başörtülü olarak kurumunuzda okunabilir mi? Bu soruya, olumluya en yakın cevabı veren B. Üniversitesi’ni ekledim bir de tercihlerime ki neticede 2001 yılında bu üniversitenin Ekonomi bölümüne burslu olarak kabul edildim. 4 sene boyunca eğitim görüdüğüm bu kurumu da alternatif çözümlerden biri olan bone ya da eşarp üstü şapka usulü ile bitirmiş oldum.
Akademik hayata devam etme kararım, işleri bir daha zora soktu benim için çünkü başörtülü olarak lisansüstüne ve de devamında doktoraya devam etmek bir hayli zordu. Mezun olduktan sonraki 1 senemi, tek seçenek olan B. Üniversitesi’nin sınavlarına hazırlanma ve de yurtdışı imkanlarını araştırmakla geçirdim. Tüm bu sürecin sonunda kendimi gerçekten çok şanslı hissetmeme vesile olacak bir şekilde İsveç’te master eğitimi ve de burs alma imkanlarına sahip oldum. Nitekim şu anda da Linköping Üniversitesi, Uluslararası ve AB İlişkileri bölümünde master programına devam etmekteyim.
Hayatımın gidişatını belirleyen “hem eğitimim hem başörtüm” tercihi olduğu için tabi ki Türkiye’deki ve buradaki durumu sık sık karşılaştırma ihtiyacı duyuyorum. Buradaki derse ilk katılışımda düşündüğüm şu idi; kimbilir kaç sene sonra başörtümle girebiliyor olmak buralara… Geldiğimden bu yana, başörtüm hususunda herhangi bir engelleme, sözlü ya da imalı dışlama vb. olumsuz bir durumla karşılaşmadığımı da söylemeliyim. H. Karaman bir yazısında şu isabetli tespitleri dile getirir; “Laik, hür ve demokrat Avrupalı, bir insanın belli bir davranışı, inancı gereği yaptığını bilirse, bunu anlarsa ona saygı duyar, imkân ve hürriyet tanır; bu davranışın kendi inanç ve kafasına sığıp sığmadığına bakmaz.” Hakikaten burada edindiğim en yaygın kanı bu. Bu konuda tabi ki sık sık sorular, hatta bazen oldukça ilginç sorular, geliyor bana; neden güzelliğimi saklıyorum, sadece erkeklere karşı ve de sadece dışarıda mı örtünüyorum, kendimi mutlu hissediyor muyum bunun içinde, bu bazı hareketlerimi de engelliyor değil mi? Erkeklerle içli-dışlı olmak, onlara dokunmak, sarılmak vs. vs. gibi. (Gerçi bu tarz soruların Türkiye’de de zaman zaman sorulduğunu hatırlıyorum. Hatta ilginç bir anekdot aktarayım; geçen dönem koridorumda bir Türk arkadaş vardı ki onun tesettürsüz iken benim tesettürlü oluşum baya ilgisini çekmişti koridordaki diğer arkadaşların. Ve bu konuda ona sorular sormuşlar. O da bana gelip “ya çok ayıp kendi adıma biliyorum da sen neden örtünüyorsun ya da Kuran’da böyle bir şey var mı gerçekten?” diye sormuştu). Elimden geldiğince sorulan sorulara cevap vermeye çalışıyorum ama şunun da farkındayım ki anlaşılabilmek için önce başka şeylerin anlaşılması gerekiyor; bedenimin salt bana/bize ait olmadığı, aksine bana emanet olarak sunulduğu ve de onu nasıl kullandığım hususunda sorguya çekilecek oluşum(uz), başörtüsünü erkek-kadın ilişkilerini sekteye uğratmak için değil bilakis bu ilişkiyi daha rahat bir boyuta taşımak için kullandığımı(zı), bu tarz dini emirlerin bize sıkıntı vermek amacı ile değil bizi ve ihtiyaçlarımızı daha iyi bilen bir yaratıcı tarafından bize yol gösterici olarak ortaya konduğu, örtünmenin en temelinde ise kişiliğimi dişiliğimin ya da cinsiyetimin önüne koymak olduğu, tesettürün yalnızca kadınlara has olmadığı ve de farklılıklar olsa da erkekler açısından da geçerli olduğu… H. Karaman bu noktada yine hoş bir açıklama getirir; “Avrupa insanının, başörtüsünü dinin vazgeçilmez bir gereği olarak anlamakta güçlük çekmeleri tabiîdir. Çünkü, onların modern gelenekleri, âdetleri, felsefeleri ve hayat görüşleri içinde ‘dinî bir emir olarak başörtüsünün’ yeri yoktur. Eğer, Avrupa insanına başörtüsünün dindeki yerini anlatmak gerekiyorsa, işe, bir bütün olarak İslâm’ı anlatmakla başlamalıdır. Batı, İslâm’ı, İslâm’da kadın-erkek ilişkilerinin sınırlarını, bu sınırların dayandığı gerçekleri anlayınca başörtüsünün dindeki yerini de anlamakta, makul karşılamakta, İslâm bütünü içinde tutarlı bulmaktadır.” Zaten bu tarz derinliğine açıklama talepleri de çok az geliyor. Genelde ise kısa, öz cevaplar bekleniyor benden. Sorularında ısrarcı ve sebatkar olanların da mevcut olduğunu belirtmeliyim gerçi. Bir de ilginçtir ki buraya temelde başörtüsü problemi hasebiyle gelmiş iken bana sorulan ilk şeylerden biri; artık ülkemden ve de onların zorlayıcı kurallarından uzakta olduğum halde neden başörtüsü takmaya devam ediyorum idi. Büyük bir ironi işte!
Türkiye’de yaşadıklarımı genel olarak anlattım zaten yukarıda ama söylemeliyim ki tüm bu somut olayların dışında beni en rahatsız eden ve de hesap edilmesi oldukça zor olan ise manevi etkiler… Ne gibi? Herhangi bir kurum ve kuruluşa adımımı atarken “acaba buraya başörtümle girebilecek miyim?” psikolojisini hala üzerimden atabildiğimi söyleyemem ya da lise dönemimde ev ortamında oluşumun beni toplumdan çekilme yönünde olumsuz etkilemesi hususu ya da tüm bu yaşadıklarımın kendi içimde yarattığı sıkıntı ve çatışmalar vs. vs. Bir de tüm bunlara, bu süreç zarfındaki tüm sınavlarda –ÖSS ve LES gibi- ve de kayıtlar için gerekli fotoğraflarda peruk kullanışımın rencide ediciliğinin eklenişi…
Gelecek şubata inş. buradaki master programımı bitirmiş olacağım ve de yeni bir karar beni bekliyor olacak bir kez daha. Çünkü akademik yaşantıya devam etmek istiyorum ki şu durumda Türkiye’deki durum hala olumsuz. Çalışmayı düşünsem bile bu açıdan da ciddi sıkıntılar olduğunu biliyorum. Kişisel sebeplerden dolayı İsveç’te kalmayı düşünmesem bile, evet, imkanım olduğu sürece yaşantımın geri kalan kısmını Türkiye dışında sürdürme kararını vermiş durumdayım. Yani Türkiye’ye geri dönmeyi düşünmüyorum çünkü mevzu sadece benimle de sınırlı değil. Yarın öbür gün kız çocuğum ya da çocuklarım olursa benzer sıkıntıları onların da yaşamasını istemiyorum. Türkiye’deki gelişmelerin neler olacağına dair isabetli tahminde bulunmam zor olsa da uzun süredir devam eden bu sıkıntının bir çözüme kavuşabileceği inancım da oldukça az. Olsa bile tekrar benzer vakıaların yaşanması ihtimali de var ki bu daha önceki tecrübelerle sabit zaten.

2 Comments:
At 5:46 AM ,
Sebastian said...
Azminizden ötürü sizi tebrik ediyorum. Şükür siz eğitim "hakkınızı" çeşitli yollardan almayı başarmışsınız. Ama bütün başörtülü kızlarımız sizin kadar şanslı değil. Herkes öss, vs. sınavlarda yeterli yüksek puanları alamayabiliyor... Bırakınız yurtdışını, farklı bi şehire bile gidemeyebiliyor. Düzelir inşaallah.. Şarap kokan generaller varken biraz zor ama.. Neyse...
At 7:48 AM ,
alew said...
merhaba siz linköping de uluslararası ve avrupa ilişkilerini okumuşsunuz peki anlatabilir misiniz nasıl alındınız ve de size ne gibi imkanlar sundu bu bölüm?
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home