Başka bir konuya geçiş yapıp başka şeyler yazmayı planlarken yine bir şeyler girdi araya. Eurovision meselesi... İsveç'in kendi şarkısını seçmek için yaptığı elemelerin de bir kısmını izlediğim için bu sene ilk defa yarışmadan önce diğer şarkılarla da ilgilenme isteğim depreşti. Dün baya bir oturup belirlenen şarkıları dinledim. Eee bir şeyler de yazacak kadar etti tabi tüm bunlar :)Yarışma bu sene Mayısta Finlandiya'da düzenlenecek. Yarışmanın içeriği ya da maksatları ya da düzeni zaten ayrı mevzu. Zira araya karışan siyasi unsurlar, bir çok ülkenin komşu ülkelere oy vermesi ya da sakıncalı şarkılar gibi ki bu sene de var bir tane; İsrail'in "Push the Button" şarkısının siyasi içeriği sebebi ile yarışmaya katılıp katılmaması hala kesinleşmiş değil, özellikle son yıllarda ortaya çıkan bir gelişme olarak söz-müzik ikilisinin yerine dans ve sahne şovlarının ön plana çıkması, yarışmaya katılacakların bizatihi güzel hatunlardan seçilme oranının artışı, hoş geçen sene neredeyse sahnede soyunan Hırvat hatun ülkesini ihya edemedi ama..., şarkıların giderek özgün dillerden ziyade İngilizce olarak söylenmeye başlanması ve daha bir sürü ilginç unsuru içinde barındırıyor işte bu yarışma.
Yarışmaya katılacak ülkelerin bir çoğu şarkılarını belirlemiş durumda ki bunlardan biri de Türkiye... Şarkı hakkında bir çok yorum var; çok güzel olduğunu iddia edenler -neden olarak da farklı nedenler öne sürülüyor tabi, ay Kenan çok tatlı söylemiş (?!), çok hareketli bir şarkı vs. vs.- ve tabi hiç hoş bulmayanlar -şarkı sözlerinin anlamsız olması, Kenan'ın kötü İngilizcesi vs. gibi nedenlerle-... Valla şarkıyı ben de hoş bulmadım. Tipik bir "şimdi dinle, bir kaç salla, bir süre idare ediver, sonra da unut!" türünden bir şarkı ama yarışmanın içeriğine ayak uydurma çalışma çabalarının ürünü diye düşünüyorum. Baya da iştiyakle takip ediyoruz maşallah. İngilizce söylüyoruz -bu meseleye de şunu diyebilirim ki her ülkenin yerel dili ile söylemesi bana çekici geliyor çünkü başka nerede bu kadar farklı dile dair şarkı dinleme imkanı olur ki?-, ama araya bir kaç Türkçe attırıvermeyi unutmuyoruz -"Shake it up Şekerim" gibi-, ha bir de yerel bir iki tını ekliyoruz -davul ve zurna sesi gibi-, bol bol dans ediyoruz... Bu işi bizim kadar çabuk kapan bir diğer ülke de Yunanistan sanırım. Onların bu seneki şarkısı da bizimkinin kopyası nerdeyse. Yerel tınılar, İngilizce-Yunanca karışık sözler, dans... Ama hoş mu, uzunca bir zaman dinlenilesi, dinlerken bir şeyler hissetirebilir -bol bol çalkalamaktan başka tabi- mi denecek olursa hiç sanmıyorum. Ne kendileri olabilen bu şarkıcıklar ve dahi şarkıyı söyleyenler aynı zamanda olmak istedikelrinde bir hayli uzaklar. Birinin de yorumunda okuduğum gibi bol bol Ricky Martin, Shakira taklidi olmuş oluyor elimizde. Ama ben onları dinlemek istesem direk onları dinlerim zaten, taklitlerini değil herhalde. Ama bu sadece bizim ülke, bu yarışma ile de ilgili değil sanırım. Bu, genel olarak yaygın müzik kültürünün gidişatı ile ilgili olsa gerek...
Tüm şarkıları dinleyemedim ama dinlediklerim içinden en çok Bosna ve Sırbistan'ınkiler hoşuma gitti. Birbirine dair problemleri olan bu iki ülkenin şarkı kültürü -ve genelde de Balkan müziği- hoşuma gittiğinden belki ama gerçekten hoşlar bence. Her ne kadar dillerini anlamasam da büyük bir keyifle dinleniyorlar. Özellikle de Sırbistan'ın şarkısı... Zira şarkıcının sesi de oldukça güçlü ve etkileyici. Bunlara, müziğini hoş bulduğum Bulgaristan'ın şarkısını da ekleyebilirim sanırım. Tabi bunlar hep kendi kişisel yorumum. Ve tabi genel beğenilerden, hareketli dans edilebilir sözden ziyade ritmin ve dansın öne çıktığı şarkıların yaygın tercih edilirliği olduğu beğenilerden, uzakta ama ne yapim, eskilerde kaldım belki :)
Buraya tıklayarak şarkılara dair ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Ha bu arada, söyleyebilirim ki İsveç'in aday şarkıları da ayrı bir felaket! Yani genel gidişata onlar da ayak uydurmuş durumdalar diyebilirim.
Resim: Beksinski (Horn Player)

0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home